Tüketici Köşesi Tüketici Köşesi: Ağustos 2010

31 Ağustos 2010 Salı

Hem tasarruf, hem güvenlik



Artık yazları perdelerinizi ardına kadar açmaktan çekinmeyin. Bir ev kazasında etrafa saçılan cam kırıklarından korkmayın. Ya da kışın daha az enerji ile daha çok ısının. Nasıl mı? Cevabı bu yazıda...

Geçtiğimiz ay 2010 yapı fuarını gezerken, gözüme çok güzel ve değişik bir sistem takıldı. Aslında sistem pek de duymadığımız, bilmediğimiz bir şey değil. Biliyoruz ki, araba camlarına film çekilmişse, herhangi bir vurma, çarpma, kaza anında cam, tabiri caizse tuz buz olmaz, düşmez, dağılmaz, parçalanmaz. Kırılsa bile, dağılmadan bir bölgede kalır. İşte bu sistem şimdi evlere uygulanıyor. Cam, kapı, vitrin, ayna, dolap, camları ve aklınıza gelebilecek bir çok yerde kullanılabiliyor. Güneş-Işık-Yalıtım-Isı-Kontrol filmi adı verilen bu sistem ile, evinizin pencere ve camları kaplanıyor. Sonra ne mi oluyor? Bu sistemin kazançlarını, artılarını, tasarrufunu anlatmaya başlamadan önce, filmin nerde, nasıl ve ne amaçla kullanıldığına, bakımının nasıl yapıldığına değinelim isterseniz. Bilgi aldığımız firma yetkilisinin aktardıklarına göre, bu malzeme evlerimizde bulunan normal cam, pencere, kapı pencerelerini, emniyet camına çeviren, cama içerden monte edilen, kendinden yapışkanlı polyester bir film.


Neden kullanmalıyız?

En önemli sebebi güvenlik ve sağlık. Deprem, yangın, kaza, fırtına, ani bir patlama gibi olaylar esnasında binlerce parçaya ayrılan ve etrafa saçılan cam kırıkları ne kadar tehlikeli olduğunu biliyoruz. Oysa ki, emniyet filmi ile kaplanan bölge, herhangi bir kırılma anında etrafa sıçramıyor, belli bir bölgede tutulu kalıyor.

Nerde kullanmalıyız?

Birden fazla amaca hizmet eden bu ürün güvenlik açısından her yerde kullanılabilir. Özellikle cam, kapı, ayna, duş kabini, vitrin… Örneğin küçük çocuğunuz varsa bu en çok da sizin işinize yarayacak. Özellikle mutfakta kullanmanızı tavsiye ediyorum. Küçük çocuklar emekleyerek, yürüyerek veya yürüteçleriyle mutfakta oynamayı çok severler. Çocuğunuzun dolap camlarıyla ellerini kesmesinden endişe ediyorsanız, bu filmlere başvurabilirsiniz. Ya da evinize hırsız girmesi düşüncesi sizi ürkütüyor mu? Dışarıdan ne kadar kırılırsa kırılsın, asla bıçak veya elmasla kesilmeyen bu filmler bu anlamda da oldukça güvenli bir çözüm.

Dekoratif bir çözüm

Cam filmleri varlığını hissettirmeyecek kadar ince bir malzeme. Değişik renk ve tonları, aynalı aynasız modelleri, zengin renk yelpazesi ve vitray desenli seçenekleri bulunuyor. Camla bütünleşen malzeme soyulmuyor, kabarmıyor, çatlamıyor. Cephenize kattığı renkli ve farklı havanın dışından, ultraviyole ışınlarını da %99 oranında engelleyecektir. Görünürlüğü azaltıyor. Siz dışarıyı rahatça görebilirken, dışarıdan sizin görünmenizi normal cama nazaran daha zor kılıyor. Bu sistemle estetik bir görünüşe sahip olmak oldukça ekonomik.

Film çekilmiş camların bakımı

Hiçbir özel bakım gerektirmeyen bu filmler, normal cam ve pencerelerinizi temizlediğiniz ürünlerle silinebilir. Filmli camların temizliği için; yumuşak bez, havlu, güderi ve benzeri kumaşlar kullanmanız yeterli.

Tasarruf ettiriyor

“Yaz sıcaklarında cam kapıyı açsam cereyanda kalıyoruz, klimayı çalıştırsam elektrik parası çok geliyor” Sizin evinizden de mi bu sesler yükseliyor? Güvenlik kontrol filmi bu sorununuz da cevap veriyor. Sizi yazın sıcaktan, kışın da soğuktan korurken, ısınma veya soğutma için yaptığınız harcamaları ciddi bir şekilde hafifletiyor bu sistem. Yazın bu sistem güneşin verdiği sıcaklığı %90 oranında kırıyor. Eviniz eskisinden daha serinken bile, elektrikten %40 tasarruf edebiliyorsunuz. Kışın ise, kaloriferlerinizin verdiği sıcaklığın evden dışarı sızıp gitmesini engelliyor. Örneğin her anlamda ağır geçen kışta ne kadar ısınabildik? Camlarınızı kaplayan bu filmlerle, ısı kaybını minimum düzeye indirmek de mümkün. “Bir taşla çok kuş vurmak” dedikleri bu olsa gerek!

Kaynak: milliyet.com.tr

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Aslında bize zarar veriyorlarmış!



Bir yere giderken yanımızdan eksik etmediğimiz bu minik cihazlar, aslında bize zarar mı veriyor?
Yapılan yeni araştırmalar, MP3 çalarların gençlerde büyük oranda duyma problemine yol açabileceğini gösterdi.


Brigham and Women's Hospital'ın yaptığı araştırmaya göre; ergen geçlerdeki duyma problemleri geçen 15 seneye nazaran büyük artış göstermiş durumda. Bu durumaysa müziğin sebeb olabileceği düşünülüyor. Yüksek sesle müzik dinlemekse şüphesiz bu kaygının ana sebebi.

Araştırmacılar; National Health and Nutrition Examination'nın 12 ila 19 yaş arasındaki gençler üzerinde yapıtığı anketlerde; her beş gençten bir tanesinin duyma kaybı yaşadığını, her yirmi gençten bir tanesinin de orta derece duyma sorunu yaşadığını belirtti.

Doktor Josef Shargorodsky; "Genç yaşlardaki duyma bozukluklarının çoğunu, yüksek seste müzik dinleme ve gençlerin bu konuda hiçbir önlem almamaları oluşturuyor." dedi.

Dikkat çeken bir başka araştırma bilgisiyse; duyma bozukluklarının ergen yaşlardaki kızlardan çok, erkeklerde olduğu yönünde olması oldu.
 
Kaynak: chip.com.tr

YARSAV eski Başkanı Facebook’tan kovuldu!

Facebook'ta paylaşım yaparken dikkatli olsanız iyi olur, çünkü hesabınız kapatılabilir. Bakın YARSAV eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, sosyal paylaşım sitesi Facebook'tan "uygunsuz davranış" nedeniyle kovulmuş.

Ergenekon davalarının ve devam eden soruşturmalarla ilgili hakkında "Yargıyı etkileme, yönlendirme" suçlamasıyla dava açılan YARSAV eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nde görülen dava çıkışında yaptığı açıklamaların video görüntülerini Facebook'taki hesabında yayınladı.


Soruşturmalarla ilgili Facebook hesabında da sert açıklamalarda bulunduğu iddia edilen Ağaoğlu’nun devam eden davalara bakan hâkim ve savcıları kastederek, tehditler savurmayı sürdürdüğü öne sürüldü.

Ağaoğlu yayınlanan videosunda, "Beni yargı önüne çıkaranların istifa edeceği ve o kişilerin yaptığı hukuksuzlukların adil bir yargı önünde yargılanacağı ve onlara adaletli davranılacağı günler gelecektir..." dedi.
 
Bu davranışlar üzerine site yönetimi bir süre sonra Eminağaoğlu'nun Facebook'taki hesabını kapattı.


Hesabının neden kapatıldığını anlamadığını söyleyen Ağaoğlu, atılma gerekçesini öğrenmek için Facebook yönetimine ulaştı. Yönetimden gelen yanıtta, Ağaoğlu'nun tanımadığı kişilerle arkadaşlık ya da iletişim kurmaya çalıştığı ifade edilerek, üyelik sözleşmesinin "Tanımadığınız kişilere arkadaşlık istekleri göndermek, yabancılara istenmeyen, rahatsız edici Gelen Kutusu mesajları göndermek, siteyi flört veya iş amacıyla başka kişileri aramak ve mesaj atmak için kullanmak" maddeleri hatırlatılarak, "Yapılan araştırmada bahsedilen bu davranışlardan birini (veya birkaç tanesini) gerçekleştirdiğiniz gözlemlenmiştir" denildi.

Zaman gazetesinin haberine göre Eminağaoğlu Facebook'a yazdığı mesajda, "Söz konusu gerekçeler, gerçeği yansıtmayan, şablon yanıt niteliğindedir. Aksi halde belirttiğiniz hususlar açıkça kişilik haklarıma ağır bir saldırı oluşturmaktadır. Sayfada yer alan, bana ait '12 Eylül'lere hayır' videosunun tıklanma rekorları kırdığı bir dönemde sayfanın kapatılmasını açıklamak hukuken olanaksızdır.

Söz konusu sayfaya erişimin açılmasını, aksi halde kapatma gerekçesinin açıkça dayanakları ile birlikte tarafıma bildirilmesini, kişilik haklarıma ağır saldırı niteliğindeki yanıtlarınız için hukuksal yollara başvuracağımın bilinmesini, yapılan yanlışlığın düzeltilmesini talep etmekteyim" dedi.

Sosyal paylaşım sitesi Facebook yetkilileri, sistemin birbirini tanıyan insanların iletişim kurması amacıyla kurulduğunu söyleyerek, Ağaoğlu'nun hesabındaki amacın iletişim amaçlı olmadığını bildirerek, şu cümlerle son defa Ağaoğlu'na cevabi mesaj gönderdi; "Durumunuzu gözden geçirdikten sonra, davranışınızın 'Hak ve Sorumluluklar Bildirimimizi' ihlal ettiğini belirledik. Lütfen hesabınızın tek bir şikâyet üzerine kapatılmadığını ve bu kararın detaylı bir inceleme sonucu verildiğini unutmayınız. Hesabınız hiçbir nedenden dolayı etkin hale getirilmeyecektir. Ayrıca, kapanan hesaptaki bütün veriler erişime kapatılmıştır ve herhangi bir şekilde paylaşılması mümkün değildir. Bu karar kesindir. Anlayışınız için teşekkürler."
 
Kaynak: ntvmsnbc.com

26 Ağustos 2010 Perşembe

Tüketici Hakem Heyeti bankayı haksız buldu


Bankalardan kredi çeken ancak ‘Dosya Masrafı’ adı altında büyük paralar ödeyen vatandaşlara müjde. Bir vatandaşın şikâyetini değerlendiren İzmit Kaymakamlığı Tüketici Sorunları İlçe Hakem Heyeti Başkanlığı, vatandaştan alınan Dosya Masrafı’nın haksız bir uygulama olduğuna karar verdi.


Vatandaşları isyan etme noktasına getiren ‘Dosya Masrafı’ uygulamasına İzmit İlçe Hakem Heyeti’nden ‘Dur’ kararı geldi. Cevdet Çağlar adlı vatandaş, Dosya Masrafı’nın haksız yere alındığını belirtmek ve şikâyette bulunmak üzere Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Tüketici Hakları Masası’na geldi. Burada şikâyetini dile getiren Çağlar’a Büyükşehir yetkilileri, bu konuda birçok şikâyetin olduğunu ve vatandaşların mağdur edildiğini bildirdi. Bir dilekçeyle İlçe Hakem Heyeti’ne başvurabileceğini belirten yetkililer, Çağlar’ın dilekçesini hazırlayarak yasal işlemlerin başlayabilmesi için Hakem Heyeti’ne gönderdi.

Toplanan İlçe Hakem Heyeti ise dilekçeyi alarak şikâyet edilen bankanın savunmasını istedi. Banka savunmasında, alınan Dosya Masrafı’nın Sözleşme Bilgi Formu’nda açıkça belirtildiğini ve tüketicinin banka yetkilileriyle müzakere ederek kabul ettiğini savundu. Savunmayı inceleyen Tüketici Heyeti, şikâyetçi Cevdet Çağlar’ın ödediği masrafı almasına karar verdi. Bankanın karara itiraz hakkı bulunuyor.

Hakem Heyeti, Konut Finansmanı Sözleşmesi’nin 4. Maddesi’nde tüketiciden her türlü komisyon ve masraflarının alınacağının belirtildiğini ancak taraflar arasında müzakere sonucu değil bir yaptırım olduğu hükmüne vardı. Hakem Heyeti’nin açıklamasında şu hükümler yer aldı: “4822 sayılı Kanun ile Değişik 4077 sayılı Tüketici Korunması Hakkındaki Kanun’un 6. Maddesi’nde, ‘Satıcı veya sağlayıcının tüketici ile müzakere etmeden tek taraflı olarak, sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlüklerinde iyi niyet kurallarına aykırı düşecek bir biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır.

Taraflardan birinin tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan Haksız Şartlar Tüketici İçin Bağlayıcı Değildir’ hükmü yer almaktadır. Ayrıca 21 Temmuz 2008 tarih ve 26943 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin bu konuda almış olduğu 2008/6088 sayılı kararı ve bahsedilen hükümlerde göz önünde bulundurularak, tüketicinin para iadesi talebinde haklılığına karar verilmiştir.

Kaynak: ozgurkocaeli.com.tr

Aidatsız kredi kartlarına dikkat!

Tüketiciler Birliği Başkanı Kaya kredi kartları aidatıyla her yıl 1,5 milyar liranın tüketicinin cebinden çıktığı ancak son dönemde aidatsız kartların piyasaya sürüldüğünü buna karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.


Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, her yıl ''kredi kartı aidatı'' adı altında toplam 1,5 milyar liranın, tüketicinin cebinden bankaların kasasına gittiğini ileri sürerek, ''Kredi kartı aidatlarının alınmaması için yıllardır mücadele verirken son dönemlerde aidatsız kredi kartı çıkarılmaya başlandı. Demek ki, olabiliyormuş'' dedi.

Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bugüne kadar verdikleri ve halen devam ettikleri mücadelelere rağmen tüketicilerin, yıllardır kredi kartı aidatı ödemek zorunda bırakıldığını belirtti.

Yargı tarafından tüketicilerin haklı bulunmasına rağmen bankaların aidattan vazgeçmediğini ifade eden Kaya, şöyle konuştu:

''Her yıl 'kredi kartı aidatı' adı altında 1,5 milyar lira, tüketicinin cebinden bankaların kasabına gidiyor. Tüketiciler Birliği olarak, tüketicilerin bireysel mücadele ve uğraşlarına son vermek ve herkesi bu haksız uygulamadan kurtarmak için 2009 yılı Temmuz ayında dava açtık. Bu dava halen sürüyor. Kredi kartı aidatlarının alınmaması için yıllardır mücadele verirken son dönemlerde aidatsız kredi kartı çıkarılmaya başlandı. Demek ki, olabiliyormuş. Aidatsız kredi kartı kullanılabiliyormuş. Bu, bizim haklı olduğumuzu göstermiyor mu?''

-AİDAT YERİNE HESAP EKSTRELERİNDEN ÜCRET ALIYORLAR-

Kaya, tüketicilerin bu tür kartlara karşı da dikkatli olmalarını isteyerek, şunları kaydetti:

''Yaptığımız araştırmalarda aidat almayacağını beyan eden bankaların posta yolu ile gönderilen hesap ekstrelerinden aylık 1 lira civarında ücret aldıkları görülmüştür. Bugün 1 lira olan ücretin bir süre sonra artırılmasıyla eskiye dönüş olacaktır. Ayrıca, zamanla, bu tür kartlarda aidat alınmaması için aylık belirli bir harcama kotası konulabilir. Tüketiciler, sözleşme hükümlerini mutlaka incelemeli, yılda ne kadar ödeyeceğini iyi bilmelidir.''

Kaynak: ekotrent.com

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Telekom'dan müşteriye yanlış bilgi


Türk Telekom, e-fatura'ya geçmeleri konusunda ikna etmek istediği müşterilerine bu teklifi kabul ettiremeyince yalana başvuruyor.

Türk Telekom abonelerine kağıt olarak gönderdiği faturaları e-posta olarak göndermek için talep toplamaya başladı.


Söz konusu geçiş için abonelerini arayıp onay alan Türk Telekom müşteri hizmetleri yetkilileri bugün TİMETURK.com'u da aradı.

Hiçbir karı olmayacağı halde müşterilere hayali bir ödemeden bahseden Türk Telekom, e- faturaya geçtikleri takdirde bu ödemeden kurtulacakları yalanını bakın nasıl söylüyor...

İşte TİMETURK.com yetkilisi ile Türk Telekom müşteri hizmetleri görevlisi arasında geçen görüşme:

Türk Telekom: İyi günler Türk Telekom müşteri hizmetlerinden arıyorum. Türk Telekom olarak yeni bir e-fatura uygulaması başlattı. Faturalarınız gecikebiliyor, kaybolabiliyor, e-fatura uygulamasına geçerseniz bütün bu sorunları yaşamazsınız.

Time Türk: Hayır bize. Kâğıt olarak gelmeye devam etsin.

Türk Telekom: Ancak faturalarınızda maliye mührü de olacak. Yine masrafınıza yazabileceksiniz.

Time Türk: Güzel de aboneni bundan ne kârı olacak?

Türk Telekom: Faturanız gecikmeyecek…

Time Türk: Bugüne kadar geciktiriyor muydunuz ki? Türk Telekom kazanç elde edecek diye niye e-faturaya geçelim ki? Burada bir tasarruf söz kon usu değil. Siz faturayı kâğıda basmayacaksınız ama bu kez biz basacağız.

Türk Telekom: Faturalarınız sanırım posta masrafı eklenmiyordu ama eklenen 50 kuruşluk baskı maliyeti bundan sonra eklenmeyecek.

Time Türk: Bir dakika elimde faturanız var ve orada 50 kuruşluk fatura baskı bedeli gözükmüyor. Ya şu anda ikna için yalan veya yanlış bilgi veriyorsunuz. Ya da gizlenen bir durum var?

Türk Telekom: Bunun için 444 1 xxx müşteri hizmetlerimizi arayabilirsiniz.

Time Türk: Bir dakika, az önce 50 kuruşluk bir fatura bedelinden söz ettiniz. Bu bedel faturada gözükmüyor. E-faturaya geçilmesi nedeniyle tüketiciye avantaj değil ekstra fatura maliyeti gelecek. Ancak sanki bir indirim gibi anlatıyorsunuz.

Türk Telekom: Ben böyle biliyorum.

Time Türk: Önemli olan böyle bilmek mi doğruyu bilmek mi? Çünkü tüketiciyi e-faturaya geçirmek için yanlış bilgi veriyorsunuz.

Türk Telekom: Sessizlik. Dıııt… Dııttt.
 
Kaynak: timeturk.com

22 Ağustos 2010 Pazar

'Buyrun GDO orucuna'


Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Sıtkı Yılmaz, GDO'lu ürünlerin ithalatına ilişkin yönetmeliğin iptali için yargı yoluna başvuracaklarını belirterek, ''Bundan 50-60 yıl öncesinde sigaranın kanser yaptığına da kimse inanmıyordu, GDO'lu ürünlerin yarını da bundan farklı olmayabilir'' dedi.


Yılmaz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü önünde, Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Başkanı Turhan Çakar ile birlikte, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) yönetmeliğiyle ilgili açıklama yaptı.

Sıtkı Yılmaz, GDO'lu ürünlerin geleceğini sigaraya benzeterek, ''Bu kaygılara, kendimiz için değil, çocuklarımız, torunlarımız ve ülke geleceği için yetkililerin dikkatini çekmek istiyoruz'' diye konuştu.

Yıllardır TÜDEF ve kurucu üye derneklerin, GDO'lu ürünlerin insan sağlığına ve çevreye verdiği zararlar konusunda yetkilileri uyardığını belirten Yılmaz, başlangıçta söz konusu ürünlerin ithalatının yasak olduğunun söylendiğini, sonrasında mısır ve soya gibi gıdalara izin verildiğini, şimdiyse ''ithalat kapılarının sonuna kadar açıldığını'' ifade etti.

Son aylarda bu konuyla ilgili üç yönetmeliğin hazırlanıp değiştiğine işaret eden Yılmaz, 32 çeşit ürünün ithaline izin veren yönetmeliklerin Resmi Gazete'de yayımlandığını anımsattı.

-''YARGI YOLUNA BAŞVURACAĞIZ''-

GDO'lu ürünlerin birçok rahatsızlığa yol açabileceğine dikkati çeken Yılmaz, ''Bu nedenlerle ülkemizde kobay olmak istemiyoruz. Bir ilacın bile insan üzerinde kullanılabilmesi için 20-25 yıllık bir çalışma gerekmektedir. Durum böyle iken, birçok ülke sadece alerjik rahatsızlıklar nedeniyle ürünleri marketlerden toplatma kararı alıp organik tarıma yönelirken, ülkemizin açık pazar haline getirilmesi son derece düşündürücüdür'' dedi.

Mevcut yönetmelikle ithaline izin verilen GDO'lu ürünlerin denetlenmesinin teknolojik altyapısının hazırlanmadığını ifade eden Sıtkı Yılmaz, 26 Eylül'de yürürlüğe girecek yönetmeliğin tüketicinin kaygılarına yanıt vermediğini, bu durumun uluslararası gıda tekellerinin çıkarlarına hizmet ettiğini savundu.

Söz konusu ürünlerin, yurda girişine karar verecek görevli kurulun tek başına yeterli olmadığını ifade eden Yılmaz, yürürlüğe girecek yönetmeliğin uygulama talimatı ile Bilimsel Kurul Kararlarını hukukçulara inceleteceklerini ve iptali için yargı yoluna başvuracaklarını bildirdi.

-''GDO'LU ÜRÜN KULLANMAMA ORUCU''-

Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Başkanı Turhan Çakar da, Biyogüvenlik Yasası kapsamında ithal edilen ürünlerin risk değerlendirmesine tabi tutulmadığını savundu.

Çakar, yasanın, bugünkü kriterlere göre tehlikeli olmayan ürünlerin daha sonra yapılacak araştırmalarla zararlı çıkması durumunda toplatılmasını öngördüğünü belirterek, bunun yetersizliğini eleştirdi.

Çakar, tüketicileri, ramazan ayının ardından ''GDO'lu ürün kullanmama orucu''na çağırdı.

Kaynak: haberturk.com

Dilekçe Vermek Engellenebilir mi?

Dilekçe Hakkı, temel insan haklarından biridir. Dilekçe hakkı ve bu hakkın kullanılabilmesi uluslararası sözleşmeler ve anayasa ile güvence altına alınmıştır. BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi 19. Maddesi; “Herkesin düşün ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır; bu özgürlük düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düşünceleri her araçta arama, elde etme ve yayma hakkını içerir”

T.C. Anayasası’nın 74. Maddesi “Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir”

Türkiye’de dilekçe hakkı anayasal güvencenin dışında 3071 Sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunu’yla da güvence altına alınmıştır.

DİLEKÇE ALMAMANIN CEZASI NEDİR?

Dilekçenin alınmaması anayasa suçu olmasının yanında 3071 Sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 121. maddesindeki “Kişinin belli bir hakkı kullanmak için yetkili kamu makamlarına verdiği dilekçenin hukukî bir neden olmaksızın kabul edilmemesi hâlinde, fail hakkında altı aya kadar hapis cezasına hükmolunur” hükmünün açıkça ihlal edilmiştir.

İthal Ürüne Dikkat!


Sağlık açısından tehlike saçan ithal ürün sayısının 77 ile sınırlı olmadığını, bunların dışında 691 ürünün daha bulunduğunu açıkladı.


Konuyla ilgili olarak yapılan açıklamada, 2005 yılında Avrupa Birliği΄ne uyum kapsamında yayınlanan bir dizi tebliğle, çoğu Uzakdoğu menşeli 768 üründe Türk Standartları Enstitüsü (TSE) denetiminin kaldırıldığını, 1 Ocak 2006 tarihinden bu yana, oyuncaktan şırıngaya, biberondan yemek tabağına kadar yüz binlerce sağlıksız ürünün Türkiye΄ye girdiğini ve vatandaşlar tarafından kullanıldığını belirtti.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı΄nın piyasa denetim faaliyetleri sonucunda kanserojen olduğu tespit edilen 77 ürünün toplatılması yönünde karar aldığını hatırlatan Aygün, 768 çeşit üründen 77;sinin piyasadan toplatılacağını, ancak geriye kalan 691 ürün için tehlikenin hala devam ettiğini kaydetti.

-΄΄TOPLATMAK ZOR, ÜRÜNLER AÇIKLANSIN΄΄-

Kanserojen olduğu tespit edilen 77 ürünün açıklanması gerektiği ifade edilen açıklamada ,΄΄Bu ürünlerin neler olduğunu açıklamak, toplatmaktan daha etkili olabilir. Toplatma kararı çıkmadan önce satın alan vatandaşlar, ne satın aldıklarını bilsinler ki o malı kullanmayıp çöpe atsınlar. Ya da rafta görürlerse satın almasınlar. Tüketiciler ve satıcılar hangi malların zararlı olduğunu bize soruyor. Bunların mutlaka açıklanması lazım.΄΄

-΄΄ÜÇ KEZ UYARDIK-

Sağlığı tehdit eden ithal ürünler hakkında yaptıkları uyarıları hatırlatan Aygün, ATO olarak bu konuda yetkilileri üç kez uyardıklarını, 27 Şubat 2006 ve 19 Ağustos 2007 tarihlerinde iki kez basın açıklaması yaptıklarını, 18 Mart 2006΄da da bir basın toplantısı düzenleyerek tehlikeli ürünleri tek tek açıkladıklarını belirtti.

Hangi ürünlerin sağlığa zarar verdiğini kamuoyuna ilan ettiklerini ifade eden Aygün, ΄΄O dönemde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da bizim gibi denetimin kaldırılmasına karşı çıkıyordu. Ancak Dış Ticaret Müsteşarlığı ısrarla denetimin kaldırılmasını savunuyordu. Maalesef haklı çıktık. Yapılan bu hatanın bedelini ise halkımız ödedi. Şimdi dördüncü kez uyarıyoruz. Lütfen yetkililer bu sefer bize kulak versin. Bütün ithal mallar gümrüklerde TSE denetiminden geçirilsin΄΄ dedi.

-΄΄BU MALLARDAN UZAK DURUN΄΄-

Vatandaşlara bildikleri markaların ürünlerini satın almalarını tavsiye eden Aygün, 1,5-2 liraya satılan tişörtlerin, 5 liraya satılan pantolonların giyilmemesi, çocuklara 1-2 liraya oyuncak satın alınmaması gerektiğinini bildirdi.

Aygün, alınan ürünlerde TSE damgasının aranması gerektiğini kaydetti.

Sinan Aygün, çoğu Çin, Tayvan, Kore, Malezya, Vietnam gibi Uzakdoğu ülkelerinden ithal edilen ve sağlığa zararlı olan ürünlerle ilgili şu uyarılarda bulundu:

΄΄ Güneş gözlükleri gözü ultraviyole ışınlardan korumuyor, gözü bozuyor.

Çin menşeli bazı diş macunları, soğutucu ve çözücü ürünlerde kullanılan ΄΄dietilen glikol΄΄ adlı zehirli bir madde içeriyor. Bu macunlar Japonya ve Yeni Zelanda;da toplatıldı.

Zararlı kurşun içeren malzemeden yapılan musluk ve bataryalar insan hayatı için büyük tehlike arz ediyor.

Ucuz laminant parkelerin bir kısmı insan sağlığına son derece zararlı ΄΄formaldehit΄΄ içeriyor. Bu madde astıma neden olabiliyor.

Porselen yemek takımı, zehirli maddeler olan kurşun ve kadmiyum içeriyor.

Seramik kupalar, tabaklar ve kaplar kanserojen maddeler içeriyor.

Şırıngaların ölçümlemesi yanlış.

Cam biberonun boyası çıkıyor ve sağlığa zarar veriyor.

İdrar sondaları mikrop taşıyor.

Ameliyat eldivenleri kolayca yırtılıyor.

Diş fırçalarının kıl sertliği yetersiz.

Elektrikli oyuncakların birçoğu emisyon üretiyor. Yakınında bulunan elektrikli malzemeleri bozuyor. Ayrıca kanser dahil pek çok rahatsızlığa yol açıyor.

İpli oyuncakların ipleri standart ölçülerin üzerinde olduğu için çocuğun boynuna dolanma riski bulunuyor.

Tansiyon aletleri doğru ölçüm yapmıyor.

Cerrahi bıçak ve pensler paslanıyor.

Bisiklet dış lastikleri kopmaya karşı dayanıksız.

Otomobil farı yeterli aydınlatmıyor.

Otomobil lastikleri güvenli değil.

Cankurtaran kemerleri güvenli değil.

Kırtasiye ürünlerini parlatmak için kullanılan nikel ve kalay gibi ürünler deri ile temas ettiklerinde, eklemlerde, böbreklerde ve karaciğerlerde birikiyor. Çocuklarda sinir ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor.΄΄

-AB KENDİSİNİ KORUYOR-

Avrupa Birliği ülkelerinin, standart dışı ürünlerden, ürüne ilişkin herhangi bir ülkede ithalatın engellendiğine dair bilgi de dahil olmak üzere tüm bilgilerin yer aldığı RAPX (Rapeks) adı verilen sistemle kendini koruduğunu belirten Aygün, Türkiye΄nin AB΄ye üye olmaması nedeniyle sisteme dahil edilmediğini bildirdi.

Aygün, ΄΄Avrupa Birliği bize denetimi kaldırın diyor ama kendisi denetimden geçirmeden içeri sokmuyor. Avrupa;ya sattığımız mallar aylarca gümrüklerde bekliyor΄΄ dedi.

-TSE DENETİMİNDEN ÇIKAN MALLAR-

2005 yılında yayınlanan dört ayrı tebliğle TSE denetiminden çıkarılan 768 maldan bazıları şunlar:

΄΄Diş macunu, sabun, deterjan, kına, güneş gözlüğü, gözlük camları, elektrikli battaniye, kadın çorabı, laminant parke, pvc yer döşemesi, elastik yer döşemesi, seramik karo, cam, lavabo, rezervuar, hela taşı, sifon, pisuar, kurna, vana, musluk, batarya, duş teknesi, yağ keçeleri, conta, motosiklet, zincir, lastik, akü, antifriz, jant, cankurtaran kemerleri, profil, fırın, radyatör, şofben, yangın söndürücü, dondurucu, klima, kereste, tuğla, çatı kiremitleri, beton bordür taşları, tutkal, vernik, matkap ucu, inşaat boyaları, plastik boru, kibrit, lamba, lamba duyları, fiş, priz, kablolar, elektrik tesisatları için borular, termometre, iskambil kağıdı, radyo, televizyon, anten, mp3 çalar, tekstil ürünleri, pamuklu kadife kumaş, pamuk içeren dikiş, nakış ve dantel iplikleri, pamuk içeren dokumalık iplikler, penye kumaş, tekstilde kullanılan cırt bantlar, kilit, zarflar, kartlar ve yazışma kağıtları, okul defterleri, kağıt ve kartondan kutular, çelik kapılar, ahşap iç kapı kasaları, oluklu mukavvalar΄΄
 
Kaynak: yeniulke.net

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Kola ile felakete götüren 60 dakika


1 bardak kola 1 saatte vücütta neler yapıyor?İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay anlatıyor.

Cola neden şişmanlatır? İlk 10 ve ilk 40 dakikada bakın Cola vücutta kan şekerini nasıl etkiliyor?


Cola ile felakete götüren 60 dakika

İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak Cola’nın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı. İşte felakete götüren kısır döngü.

Prof. Dr. Karatay, ’kola içince vücudunuzda neler olduğunun farkında mısınız?’ diyerek aşağıdaki açıklamayı yaptı:

1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan ’fosforik asiddir’.

2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.

3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.

4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)

5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.

6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız.

7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.

8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.

Hala cola içmek istermisiniz? Yoksa taze sıkma portakal ve nar suyumu sıktırırsınız gittiğiniz restaurantlarda?

Maalesef sıkma portakal suyu yok!! Diyen lokantaları protesto edin. 20 milyon liraya bir meyve sıkma makinası aldırın. Aksi halde bir daha gelmeyeceğinizi söyleyin..

Sağlığımıza dikkat edelim. Restaurantlarda Cola, Fanta, Zero varsa. Sıkma taze portakal, mandalina, kivi suları da olsun.

Kaynak: timeturk.com

Ne kadar biliyorlar?


Geçen hafta Wall Street Journal, “Ne biliyorlar?” diye bir yazı dizisi yayınladı. Genel konu kişisel verilerin gizliliğiydi. Ya da daha doğrusu, dijital dünyada kişisel gizliliğin yokluğu.

Journal’ın araştırmasına göre, yetkilendirilmiş veri toplama şirketleri bu web sitelerini kullanarak, yaş, cinsiyet, ırk, posta kodu, gelir seviyesi, medeni durumu, sağlık durumu ve en son yaptığı alışveriş, en sevdiği film, TV shov gibi özel bilgileri bu sitelerden elde edebiliyorlar. Bazı web siteleri, kişi bunları silmiş olsa bile takibe devam edebiliyor.


Bu incelenen sitelerin ful listesi orada var. Bunlardan en sırnaşık olanı dictionary.com ve msn.com. Bu sitelerden her biri 200 izleme dosyasına sahip. Bu bağlamda en az sırnaşık olan siteler ise, craigslist.org ve wikipedia.org.

Avrupa genelde bu özel hayatın gizliliği noktasında ABD’den daha sıkı kurallara sahip. Ama neticede bu bilgiler bir gün polis tarafından da kullanılabilir. Bu düşünceyle buna tölerans gösteriliyor belki ama buna duyulan tepkide tüm Avrup’da artıyor.

Uzmanlar özel hayatın gizliliği ilkesinin, dijital ortamda da uygulanması gerektiği yönünde görüş bildiriyorlar.

Ama ne var ki, bunu yapmanın önünde bazı teknik zorluklar var. Ve hükümetlerde buna şimdilik pek hevesli görünmüyor.

İnternet kullanıcılarına tavsiye edilen, bu izleme sitelerinden haberdar olup, internette tıklama yaparken iki kere düşünmesi.

Kaynak: timeturk.com

20 Ağustos 2010 Cuma

DEV ELEKTRİK KESİNTİLERİ GERİ Mİ GELİYOR?


Beşiktaş-Helsinki maçının oynandığı 17 Ağustos'ta günlük tüketim 695 milyon 335 bin kilovat saate yükseldi. Elektrik karaborsaya düştü, fiyat 50 kat arttı. Büyük kesintiler kapıda.

Elektrik karaborsaya düştü, fiyat 50 kat arttı. Büyük kesintiler kapıda. Öngörüler şöyle:


Mevsim normallerinin üzerindeke sıcaklar nedeniyle tam kapasite çalışan klimalara, sanayideki iyileşme ile futbol takımlarının lig, Avrupa maçları eklenince elektrikte tüketim patladı. Beşiktaş-Helsinki maçının oynandığı 17 Ağustos Salı günü elektrik tüketimi 695 milyon 335 bin kilovat saate tırmandı. Aynı gün tüm elektrik üretim tesislerini tam kapasiteye alan Türkiye'nin elektrik üretim oranı 701 milyon 447 bin kilovat saat oldu. Sistemde daimi kayıp- kaçak hesaplandığında, üretim tüketimi ucu ucuna kurtardı. Türkiye'de elektrik krizi kapıdan döndü.

Elektrikte yoğun tüketim talebi, özellikle tüketimin en yoğun olduğu 15-16-17 saatleri arası elektriği karaborsaya düşürdü. Bahar aylarında elektrik bolluğu nedeniyle elektriğin borsası olan Piyasa Mali Uzlaştırma Sistemi'nde fiyatlar 1 kuruşa kadar inerken, 17 Ağustos Salı günü borsada fiyat 42 kuruşa kadar çıktı. 18 Ağustos'ta elektriğin kilovatı saat 16:00 itibariyle 52 kuruştan işlem gördü. Bu durum özellikle özel sektörde faaliyet gösteren elektrik üreticilerinin yüzünü güldürdü.

KESİNTİ MASADA

Yetkililer, özellikle elektriğin yoğun kullanıldığı saatlerde üretimin tüketimi karşılamadığını ifade ederek "Aşırı yoğunluğa bağlı kesinti yapmak zorunda kalabiliyoruz" diye konuştu. Enerji Bakanlığı yetkilileri, dün oynanan Fenerbahçe, Trabzon ve Galatasaray'ın Avrupa maçını da hesaplayarak tüketim ve üretimi dengelemek için çalışma başlattı. Özellikle elektrik altyapısı düşük olan kırsal kesimlerde geçici elektrik kesintileri uygulamalarına başlandı. Elektrik tüketiminde beklentilerin üzerindeki artışıyla, hidro elektrikte yüksek doluluk nedeniyle üretimi azaltılan doğalgaz çevrim santralleri tekrar tam kapasite ile çalışmaya alındı. Bakanlık yetkilileri, aşırı sıcaklık nedeniyle doğalgaz santrallerinde verimin düştüğünü belirterek "Sıcaklıkların azalmasıyla üretimi daha da arttırmayı planlıyoruz" dedi.

Kaynak: cafesiyaset.com

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Kârın liderleri şikayetlerde de şampiyon oldu


Tüketiciler Birliği'nin 2010 İlk Yarı Hak İhlalleri Raporu'nun kara listesinden bankalar ve GSM şirketleri çıktı. 2009 yılında kar rekoru kıran bankalar ve GSM şirketleri, 2010'da aynı zamanda vatandaşın en çok şikayet ettiği kurumlar oldu

Tüketiciler Birliği'nin 2010 İlk Yarı Hak İhlalleri Raporu'nun kara listesinden bankalar ve GSM şirketleri çıktı. Rapora göre, tüketiciler bankaları kart aidatları ve hesap işletim ücretleri, yüksek kredi kartı faizleri, komisyonlar ve bankacılık işlemlerindeki harçlardan dolayı şikayet ederken, GSM şirketlerine yönelik en çok şikayet, 3G hizmetleri, firmaların tüketici onayı olmadan tarife değişikliğine gitmesi ve kontörden TL'ye geçişteki gizli zamlardan geldi. 2010 yılının ilk altı ayında 3 bin 635 adet tüketici başvurusu gerçekleşti.Yurtdışından ve Türkiye'nin 81 ayrı ilinde ikamet eden tüketicilerden gelen başvuruların yüzde 41'i İstanbul kaynaklı.


BÖYLE KAR YAPIYORLAR

2009 yılında rekor kar elde eden banka ve GSM şirketleri tüketiciyi en çok huzursuz eden şirketler oldu. Milyarlarca lira kar eden şirketler sıra tüketici hakkına geldiğinde sınıfta kaldı. GSM şirketleri arasında halkı en çok mağdur eden Turkcell 2009'da 1 milyar 734 milyon lira karla rekor kırdı. Vatandaştan alınan faizli işletim ücretleri ve kredi kartı aidatı ile tüketicinin başını ağrıtan bankaların arasında, ilk sırada yer alan Garanti Bankası ise, 2 milyar 962 milyon lira kar ile 2009'u kapattı.

HER AY 50 BAŞVURU GELDİ

Firmaların içinde en çok şikayet maruz kalan Turkcell'i 2010'un ilk yarısında 187 kişi şikayet etti. Garanti Bankası ise, 169 başvuru sayısıyla en çok şikayet edilen banka oldu. Tüketicinin memnun olmadığı diğer şirketler ise, 106 başvuru ile Avea, 72 başvuru ile de Vodafone oldu. Geçen yılı 1 milyar 652 milyon lira karla kapatan Türk Telekom ise, 53 kişiyi mağdur etti. Bankaların ihlalalerinin özellikle yılbaşından sonra yoğunlaşması ve aidatların da etkisiyle ilk 3 ayda her ay 50'nin üzerinde şikayet alındı.

TL DEĞİL, TARİFELER CAN YAKTI

Aylara göre şikayet dağılımına bakıldığında, gsm şirketlerine gelen şikayetlerin ocak, şubat ve mart aylarında yaşanması da tarife değişikliklerinden kaynaklandı. Ancak 1 Nisan'da meydana gelen kontörden TL'ye geçişle birlikte şikayetlerde göze çarpan azalma sonraki mayıs ve haziran döneminde dikkat çekici oldu. Öte yandan Turkcell hakkında, ocakta 55 kere gelen başvurularla kurum, bir ayda en çok şikayet edilen firma oldu.

Garanti Bankası ve Turkcell sınıfta kaldı

Turkcell 187 başvuru ile ilk yarıda hakkında en çok başvuru yapılan firma oldu. Turkcell'in bu kadar şikayet almasına ise, kontörden TL'ye geçişte yaptığı zamlar ve sabit ücretlerdeki artış etkili oldu. Diğer GSM şirketleri Avea ve Vodafone da şikayetlerde ilk 5'te yer aldı. Tüketicinin en çok şikayet ettiği ikinci kurum da bankalar oldu. Bu anlamda Garanti Bankası 169 tüketici başvurusuyla ikinci sırada yer almasının yanında, en çok şikayet edilen banka konumunda. Zaten rapora göre de, en çok şikayet edilen ilk 10 firmanın 4'ünü bankalar oluşturdu. Söz konusu bu tablo tüketicinin bankalarla ne kadar çok karşı karşıya geldiğinin göstergesi. Bunların yanında, tüketicinin en çok şikayet ettiği kurumlar arasında, Türk Telekom'a bağlı TTNet de bulunuyor.

23 bankaya birden dava açıldı

Hesap işletim ücretlerinin katlanarak, faizlerle birlikte tüketicinin başına dert açmasından sonra, Tüketici Birliği de bu konuya el attı. Birlik, 2009 yılında 23 bankaya karşı Tüketici Mahkemesi'ne başvurdu. Hatta, bankaların açılan davaya karşı 23 ayrı avukatla katıldığını belirten Tüketiciler Birliği Onur Kurulu Başkanı Aydın Ağaoğlu, bankaların 'Farklı uygulamalarımız nedeniyle aynı kefeye konmamız doğru değildir' şeklinde savunmada bulunduklarını kaydetti. Ağaoğlu, bu şekilde tüketicinin hakkını sonuna kadar savunduklarının da altını çizdi.

Kredi kartı aidatında soğuk savaş

Öte yandan, ayıplı hizmet ve ayıplı mal şikayetleri hak ihlallerinin en yoğun olduğu konular oldu. Rapora göre, gelen şikayetlerin yüzde 28'i doğrudan ayıplı hizmet, yüzde 23'ü ise ayıplı mal şikayeti. Satıcıların, satılan malın kusurlu çıkması durumunda ayıbı kabul etmemesi ve tüketicini para iade talebini reddetmesi en çok konusu geçen şikayetler oldu. Başvuruların yüzde 6'sı kredi kartı aidatı ve hesap işletim ücreti, yüzde 5'i kredi kartı borçları ve fazileri, yüzde 3'ü de muhtelif tüketici kredileri hakkında oldu. Özellikle tüketiciler bu anlamda kredi kartı aidatı ve hesap işletim ücretlerine karşın yoğun bir şekilde haklarını arıyorlar. Ayrıca GSM sektöründeki şikayetlerin de yılın ilk aylarında yoğunlaştığı gözlenmiştir. Turkcell, ocak ayında 55 kere şikayet edilerek bir ayda en çok şikayet alan firma olmuştur. GSM sektöründeki bu şikayetlerin temel nedeni ise, firmaların keyfi olarak tarifelerde yaptıkları değişiklikler oldu.

2009'un lideri Avea olmuştu

2009 yılında da Tüketiciler Birliği'ne yaklaşık 2 bin farklı firma ile ilgili şikayet ulaştı. Bu yılda tüketici başvuruları en çok iletişim firmaları ve bankalarda yoğunlaşmıştır. Bu dönemde haklarında en çok hak ihlali bildirimi yapılan firmalar ve bildirimlerinde ilk sırada Avea yer aldı. Adına, 522 şikayet başvurusu alan Avea'yı 364 şikayetle Garanti Bankası izledi. Turkcell 342 şikayet alırken, Yapı Kredi ise 193 şikayet aldı. Akbank da bu şikayetlerden nasibini aldı. 181 şikayetle bşvurusuna maruz kalan Akbank'ı 126 başvuru ile Finansbank izedi.

Keyfe göre tarife değişikliğine tepki

Tüketiciler Birliği'nin raporunda, şikayet edilen kurumlar listesinin başında GSM şirketleri geldi. Turkcell özellikle habersiz uyguladığı tarife değişiklikleriyle en çok şikayet edilen şirket oldu. 187 başvuru alan Turkcell'i 106 şikayet başvurusuyla Avea, 72 başvuruyla da Vodafone izledi. Kontörden TL'ye geçişte gizli zam uygulayan şirketler, şikayeti en çok bu yönde aldı. Habersiz değiştirilen tarifeler de işin diğer boyutu oluşturdu. BTK, son yayımladığı Tüketici Hakları Yönetmeliği'nde bunu belirtmişti. BTK'nın yönetmeliğinde konuyla ilgili madde şöyle: "Kampanya şartlarında değişiklik yapılması halinde, tüketicilerin kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla, değişiklikler uygulanmadan tüketiciler bilgilendirilecek. İşletmeciler, kampanya şartlarındaki değişiklikleri kampanyanın duyurulduğu yöntem veya ilgili tüm tüketicileri bilgilendirecek etkili bir yöntemle duyuracak."

En çok şikayetçi İstanbul

Birliğe Türkiye'nin 81 ilinden de şikayet gelirken, yurtdışından da 10 adet başvuru geldi. Türkiye'de en çok başvuru bin 57 ile İstanbul'dan geldi. İstanbul'u şikayette, Antalya, Kütahya, Konya, Ankara, Adana, İzmir, Bursa izledi. Konya'da elektronik cihazlarla ilgili şikayetlerin yoğunluğu dikkat çekti. Derneğin şubesi bulunan illerde bilinirliğinin daha yüksek olması ve tüketicilerin bizzat dernek merkezine giderek şikayetini iletebilmesinin kolaylığı, bu şehirlerden gelen tüketici başvurularını da artırdı.

Mahkeme kararına rağmen kesinti

Tüketiciler, kredi kartı aidatı ve hesap işletim ücretlerine karşı yoğun bir şekilde haklarını aramakta ve bu amaçla birlikten hukuki yardım alırken, Münferit olarak gerçekleştirilen bu hak arama girişimleri sonucunda tüketici lehine sonuçlanan sayısız Hakem Heyeti ve Tüketici Mahkemesi kararı bulunuyor. Ancak, tüm bu kararlara rağmen bankalar her yıl yeniden aidat almaya devam ediyorlar. Tüketiciler Birliği tüketicilerin desteğini arkasına alırken, bankalar da milyar liraları bulan bu kolay gelir kapısından mahrum kalmamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

3 bin 635 vatandaş kurumları şikayet etti

* 2010 yılının ilk altı ayında 3 bin 635 adet tüketici başvurusu gerçekleşti.

* Yurtdışından ve Türkiye'nin 81 ayrı ilinde ikamet eden tüketicilerden gelen başvuruların yüzde 41'i İstanbul kaynaklı.

* Başvuruların yüzde 28'i Ayıplı Hizmet, yüzde 23'ü Ayıplı Mal, yüzde 7'sini kıapıdan satış, yüzde 6'sını da kredi kartı ve hesap işletim ücreti şikayetleri oluşturdu.

* Tüketiciler, Elektronik ürünler dolayısıyla 428 başvuru yaparken, en yoğun mağduriyetleri Ayıplı Mal ve Satış Sonrası Hizmetlerden dolayı yaşamıştır.

* Hakkında en çok hak ihlali başvurusu yapılan 10 firma içerisinde 4 banka ve 4 telekomünikasyon firması bulunmaktadır.

Kaynak: yenişafak.com.tr

15 Ağustos 2010 Pazar

GDO’ya etiket şartı, bebek maması yasağı


Türkiye'nin gündemine 26 Ekim 2009’da yayımlanan yönetmelikle giren, sonrasında tartışmalarla üç kez yönetmelik değişiklikliği yaşanan GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) ürünlerle ilgili esas yönetmelik açıklandı. Buna göre, 26 Eylül tarihinden itibaren GDO’lu ürünlere etiketleme zorunluluğu getirilirken, bebek mamalarında GDO kullanımı yasaklandı. GDO’lu ürünler onay alınmadan piyasaya sürülemeyecek. GDO’lar bebek maması, bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılamayacak. Bu yasak devam mamaları ve devam formüllerinde de aynen uygulanacak.

Yönetmelikle GDO’lu bitki ve hayvan üretimine de engel getirildi. İçeriğinde GDO olan ya da GDO’lu bir üründen üretilmiş gıdaların etiketinde bu durum açıkça yazılacak. GDO’suz ürünlerin etiketinde de GDO içermediği belirtilebilecek. Mart 2010’da çıkan biyogüvenlik yasasının ardından beklenen esas yönetmeliğin ardından Tarım bakanlığı uygulama aşamasına geçileceğini bildirdi.

Açıkça “GDO’lu” yazacak
Gıdaların Tarım Bakanlığı tarafından belirlenecek olan eşik değerin (Daha önce binde 9’du) üzerinde onaylanmış GDO içermesi halinde etiketinde bileşen listesinin bulunması zorunlu olmayan gıdalar için “genetik yapısı değiştirilmiştir” veya “genetik yapısı değiştirilmiş GDO’dan üretilmiştir” ibaresi etiketin açıkça görülecek şekilde bulunması gerekecek.

Gıdanın birden fazla bileşen içermesi durumunda, “genetik yapısı değiştirilmiş GDO” veya “genetik yapısı değiştirilmiş GDO’dan üretilmiştir” ibareleri bileşen listesinde parantez içinde ve söz konusu bileşenden hemen sonra gelecek şekilde aynı punto büyüklüğünde yer alacak.

Araştırma serbest
Bu arada Türkiye’de yapılacak GDO ile ilgili araştırma ve geliştirme çalışmaları için başvuru şartı bulunmuyor. Ancak, araştırma ve geliştirme amaçlı yapılacak faaliyetin konusu ve sonucu hakkında bakanlığa bilgi verilecek.

GDO’lu bitkiye Türkiye’de geçit yok
- Tarım Bakanlığı tarafından belirlenecek olan eşik değeri aşan oranda GDO içeren ürünler zorunlu olarak etiketlenecek.
- Bu etikette açıkça, büyük, görünür bir şekilde ürünün GDO içerdiği yazılacak.
- GDO’suz ürünlerin etiketinde GDO içermediği açıkça belirtilebilecek.
- Bebek maması, bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde GDO kullanılamayacak.
- Türkiye’de GDO’lu bitki ve hayvan üretimi yapılamayacak.
- Buna karşılık yurtiçinde GDO araştırması yapılabilecek.
-GDO uygulaması 26 Eylül’den itibaren uygulanmaya başlayacak.


Biyogüvenlik Kurulu geliyor

Yönetmeliğe göre GDO ve ürünlerinin gıda, yem ve işleme amacıyla piyasaya sürülmesi ile GDO ve ürünlerinin deneysel amaçlı serbest bırakılmasına ve Genetik yapısı değiştirilmiş mikroorganizmaların (GDM) kapalı alanda kullanımına ilişkin başvuruların değerlendirilmesi ve bu Yönetmelikte belirtilen diğer görevlerin yürütülmesi için Biyogüvenlik Kurulu, Uzmanlar listesi, Komiteler oluşturulacak. Görevlerini yaparken bağımsız olacak Kurul ve Komitelere hiçbir organ, makam, merci ve kişi emir ve talimat veremeyecek.

12 Ağustos 2010 Perşembe

AVM'lerde Ramazan düzenlemesi


Birçok işletme ve alışveriş merkezi, oruç tutanların rahat bir Ramazan geçirmesi için mağazaları geç kapatacak.

Bu sayede firmalar, hem çalışanların verimliliğinin düşmesini engelleyecek hem de ciro kaybının önüne geçecek. Bu konuda ilk adımı Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) attı. Dernek, AVM yatırımcılarıyla görüşerek, İstanbul başta olmak üzere Türkiye genelindeki alışveriş merkezlerinin sabah 10.00'da açılıp gece 23.00'te kapanması konusunda anlaştı. Bazı merkezlerin de 11.00'de açılıp gece 24.00'te kapanacağı öğrenildi.

Ramazan ayının sıcak ve uzun yaz günlerine denk gelmesi, müşteri kaybı yaşamak istemeyen alışveriş merkezlerini yeni arayışa itti. Kapılarını akşam 22.00'ye kadar açık tutan alışveriş merkezleri, iftar vaktinin 20.19'a denk gelmesi nedeniyle kapanış saatlerini 1-2 saat uzatma kararı aldı. AMPD'nin başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelindeki merkezlere 'sabah 10.00'da açılış-akşam 23.00'te kapanmaları için görüşlerini belirttiği belirtildi. Derneğin bu görüşüne İstanbul'un gözde alışveriş merkezleri Cevahir, Profilo ve Korupark başta olmak üzere birçok merkezin de uyacağı öğrenildi.

Öte yandan bazı alışveriş merkezlerinin, zamanı daha verimli kullanmak için saat ayarlaması ve promosyon çözümüne yönelirken, bazı perakendecilerin ise özellikle oruç tutan ve çalışan müşterileri mağazalarına çekmek için 'öğle saatleri'ne özel şok indirimler ya da '2 al 1 öde' kampanyalarına başlayacağı öğrenildi.

Kaynak: sabah.com.tr

İnternetten alışveriş yapanlar dikkat


Adres çubuğunda 'https://' yoksa kesinlikle alışveriş yapmayın...

Sanal ortamda yapılan alışverişin ekonomik büyüklüğü her geçen katlanıyor. İnternetten sipariş yoluyla televizyondan cep telefonuna, giyimden mutfak eşyasına kadar sayısız ürün alınabiliyor. Ancak güvenli sitelerden yapılmayan online ticarette müşteriler mağdur oluyor. Son örnek Konya'da yaşandı. İstanbul merkezli bir internet sitesinden eğitim seti siparişi veren AD'ye orijinali yerine korsanı gönderildi. Mağdur vatandaş, faturasız gönderilen ürünün herhangi bir satış belgesi olmadığı için konuyu Maliye Bakanlığı'na şikayet etti.

İnternet kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak sanal ticaret artarken, geçen yılın ilk 9 ayında 20 binin üzerindeki sanal mağazadan yapılan alışverişin 14 milyar lirayı bulduğu ifade ediliyor. İnternet mağazalarındaki işlem hacminin bir önceki yıla göre yüzde 5,4 arttığı belirtiliyor. Ancak 'sanal ticaret' katlanarak büyürken, bu konuda Maliye Bakanlığı'na gönderilen ihbarlar da paralel şekilde artış gösteriyor. Son mağdurlardan Konya Karatay'da ikamet eden AD, sitede orijinali gösterilmesine rağmen istediği ürünün korsanının gönderildiğinden şikayetçi.

Maliye'ye bir dilekçe yazarak durumunu anlatan mağdur vatandaş, yaşadıklarını şöyle özetledi: "İnternet üzerinden satın almış olduğum eğitim setinin herhangi bir satış belgesini firma göndermemiştir. Ayrıca ürünün orijinalini göstererek korsan ürün göndermektedirler. Konunun faturasız ürün satışı kısmını nasıl şikayet edebilirim. Konuyla ilgili yardımlarını bekler iyi çalışmalar dilerim."

Benzer şikayetlerin arttığına dikkat çeken Maliye yetkilileri, Bankalararası Kart Merkezi'nin sanal ticaret uyarılarının önemine vurgu yapıyor. Uzmanlar internet üzerinden cep telefonu, kitap, giyim eşyası gibi ürün alınırken, dikkat edilecek hususları şöyle sıralıyor:

* İnternet üzerinden alışverişte kesinlikle tanınmış şirketlerden alışveriş yapılması gerekir.
* İnternetten alış veriş yapmadan önce alışveriş yapılacak sanal mağazanın telefonunu, adresini, elektronik posta adresini ve adını tam olarak açık ve net bir şekilde verip vermediğine bakılmalı. Eğer o mağaza güvenilirse bu bilgileri çok açık ve net bir şekilde vermesi lazım. Vermiyorsa gönderilen üründe problem çıkması halinde şikayet merci bulamazsınız.

* Satın almak istediğiniz ürün hakkında, mağaza tarafından detaylı bir açıklama sunulması gerekir. Size gelen ürün, istediğiniz ürün değilse, bunu ispat etmeniz gerekecek. İşte o zaman ürün hakkındaki detaylı açıklamanın fotokopisi imdadınıza yetişecek.

* Mağaza tarafından satın alacağınız ürünün fiyatı ve ek ücretler, vergiler net olarak bildirilmeli. Ürünün toplam fiyatı, teslimat şartları, ödeme koşulları, iptal ve halindeki durumlar mutlaka belirtilmeli.

* Ürünü satın aldıktan sonra size kaç günde ulaşacağı belirtilmeli.

* Sanal ortamda kredi kartıyla alışveriş yaptığınız için şifrenizi ve bilgilerinizi vereceksiniz. Onun için kredi kartı şifresini vereceğiniz sayfanın adres çubuğunda HTTPS:// olması gerekir.

Kaynak: bugun.com.tr

8 Ağustos 2010 Pazar

Ramazan için beslenme önerileri

Ramazan ayının yaz dönemine gelmesi, oruç tutan kişilerin, sıcağın da etkisiyle kan şekerinin düşmesine neden olacak. Uzmanlar ramazan ayında, doğru beslenmenin önemine dikkat çekiyor. Uzun süre açlığa, bir de aşırı sıcaklar eklenince oruç tutan kişilerin kan şekerinin düşeceğine dikkat çeken diyetisyenler, orucun meyve suyuyla açılması, sahurda da süt içilmesi tavsiyesinde bulunuyor.


Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, Ramazan ayında doğru beslenme konusunun çok daha fazla ön plana çıktığına dikkat çekti. Bu dönemde beslenme konusunda yapılan yanlışlara dikkat çeken Prof. Dr. İnanç, "İftarda metabolizmanın ana isteği ilk enerji kaynağına en kısa yoldan ulaşabilmektir. Özellikle beyin ve sinir hücreleri glikoz formunda enerji ihtiyacı duymaktadırlar. İftarda 12-14 saatlik bir açlıktan sonra düşen kan şekerinin en kısa zamanda yükselmesine bir bardak yüzde 100 meyve suyu yardımcı olur. Ayrıca, bir gün içerisinde alınması gereken 5 porsiyon meyve ihtiyacının da yaklaşık 2-3 porsiyonunun karşılamasına destek olur. Bu sene Ağustos ayında başlayan ramazan ayı hem uzun süre aç kalınan, hem de sıcakların yoğun olduğu bir döneme denk geliyor. Bu nedenle yeterli ve dengeli sıvı alımı daha da önemli hale gelecek. Ağustos ayında tutulacak oruç döneminde vücudun sıvı dengesinin biraz daha önem kazanması nedeniyle her yaş grubunun sıvı tüketimi konusunda dikkatli olması gerekiyor. Kaybedilen sıvı günlük tüketilen su, besinler ve süt, ayran, çay, meyve suyu gibi diğer içeceklerle yerine konmalıdır." dedi.

İftarda meyve suyu tüketiminin oruç tutanlar için dengeli beslenmenin ana anahtarlarından birisi olabileceğine dikkat çeken İnanç, meyve suyunun potasyum sodyumla birlikte vücut hücrelerinin sıvı ve elektrolit dengesini sağlayan bir mineral olduğunu açıkladı.

Meyve sularının sıvı dengesini sağlanmasının yanı sıra içerdikleri potasyum ile de Ağustos sıcağında terle kaybedilen potasyum gereksiniminin bir kısmının karşılanmasına destek sağladığını aktaran İnanç, "İftarı açarken içilen bir bardak yüzde 100 meyve suyu enerji ve sıvı kaynağı olarak tokluk verebilecek ve uzun süreli açlıktan sonra aniden aşırı besin tüketilmesine de engel olabilir. İftarda orucun meyve suyu ile açılmasının bir başka yararı da ramazanda sıklıkla karşılaşılan sindirim problemlerinin hafiflemesine yardımcı olmasıdır. Meyvelerde bulunan malik, sitrik ve oksalik asit gibi meyve asitleri sindirimi kolaylaştırır. Bu nedenle meyve suları özellikle iftarda orucu açarken bilerek içilmesi gereken sağlık içecekleri olarak ramazanda da yeterli ve dengeli beslenmenin bir parçası olmalıdır." diye konuştu.

SAHURDA SÜT TÜKETİN

Ramazanda yeterli ve dengeli beslenebilmek için sahur ve iftar dahil 1-2 ara öğünle öğün sayısının dörde çıkarılması gerektiğini aktaran İnanç, sahurun sağlıklı bir oruç için kalkılması gereken öğün olmakla birlikte, açlık süresini mümkün olduğunca kısa tutabilmek için de önemli olduğunu vurguladı. Bu nedenle sahurda besin seçiminde bilinçli davranılması gerektiğinin altını çizen İnanç, genellikle sahurun kahvaltı şeklinde tüketilmesi tavsiyesinde bulundu. Sahurda mideyi daha geç terk eden, kan şekerini çok hızlı değiştirmeyecek besinlerin tercih edilmesini öneren İnanç, "Protein içeriği yüksek olan besinler midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirir. Süt hem protein içeriği yüksek olan bir besin olması nedeniyle tokluk hissedilmesine yardımcı olur, hem de sıvı ihtiyacının karşılanmasına destek sağlar. ABD'li bilim adamları, insan bünyesinin açlığa olan ihtiyacını azaltan besinler arasında ilk sırada sütü gösteriyor. 1 bardak sütün mide boşluğunu hissettirmeden insanı 5 saat boyunca tok tuttuğu belirtiliyor. Sütte bulunan şeker laktozdur. Laktoz açlıkta kullanılan glikojen depolarına destek olarak vücudun enerji ihtiyacının karşılanmasına da yardımcı olur. Sütün bileşimindeki yağ da mideden uzun sürede uzaklaşması nedeniyle tokluk duygusunun uzun sürmesinde etkili olur, kalsiyum başta olmak üzere ramazanda da mineral ve vitamin gereksinimini karşılar." dedi.

Kaynak: haberturk.com

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Ramazanda toplu alışveriş yapmayın

Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF), yaklaşan Ramazan ayı öncesi vatandaşları, bilinçli alış veriş yapmaları konusunda uyardı

TÜDEF Genel Başkan Yardımcısı Ali Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ramazan ayının yaz ayına denk gelmesi ve ürün rekoltelerinin iyi olması nedeniyle, tüketiciler toplu alım yapmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.

Gerek ramazan başında gerekse de Ramazan ayı boyunca herhangi bir ürün sıkıntısı olmayacağına işaret eden Çetin, şunları kaydetti:

”Tüketiciler günlük ihtiyacı kadar alış veriş yapmalıdır. Toplu alışveriş yapıp stokçuları ve spekülatörleri zengin etmeye gerek yok. Ramazan alışverişinde özellikle ürün etiketlerine özel önem verilmelidir. Son kullanma tarihi ve ürün içeriği ile katkı maddeleri bilinerek ürün alınmalıdır. Tatlı mamullerinde özellikle GDO’lu mısırlardan elde edilen şerbet kullanılmaktadır, bu tür ürünlerden uzak durulmalıdır.

Merdiven altı dökme, açık, etiketsiz ürünler alınmamalıdır. Kimi büyük marketler de dahil etiketsiz dökme et ürünleri yasak olmasına rağmen satılmaktadır. Bu tür ürünlerden uzak durulmalıdır. Yaz aylarında olduğumuz ve hava sıcaklığı dikkate alınarak özellikle beyaz et ve süt ürünlerine çok dikkat edilmeli son kullanım günü yaklaşmış ürünler tercih edilmemelidir. Özellikle süt ürünlerinde son kullanma tarihi saklanmaya çalışılarak tüketicinin dikkatsizliğinden yararlanılmaktadır.”

Toplu gıda paketlerindeki ürünlerin son kullanma tarihlerinin tüketici tarafından kontrol edilmesi uyarısında da bulunan Çetin, şöyle devam etti:

”Özellikle toplu gıda paketlerinde çeşitli sahtekarlıklar yapılmaktadır. Gerek Ramazan paketi dağıtacak iş yerlerinin, gerekse de belediyelerin gıda dağıtım ihalelerini alan firmalar ucuz ürün tercih etmektedir. Ucuz ürünler ise farklı cins kuru gıdaların birbiri ile paçal (değişik türden şeylerin karıştırılması) yapılması ya da son kullanma günü geçen veya geçmekte olan ürünlerin diğer ürünlere karıştırılması, ucuz ithal ürünlerle paçal yapılması gibi oyunlarla fiyatlar düşürülmektedir. Fiyatları nedeniyle tüketicilere bu yolla ucuz ve uygun olmayan bu ürünler ulaşmaktadır.”

DENETİMLER ARTIRILMALI

Çetin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın gıda mevzuatına aykırı üretim yapan firmaları açıklaması ve denetimlerin artırılması gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi:
”Tarım ve Köyişleri Bakanlığı mazereti bir yana bırakıp tüketicinin yanında olmalıdır. Denetimler artırılmalı özellikle denetim elemanlarının izinleri Ramazan sonrasına kaydırılmalıdır.

Mevzuata aykırı üretilen ürünler ve firmalar mutlaka açıklanmalıdır. (Yasal mevzuat bu konuda yetersiz), gerekçesiyle tüketiciye sağlığa aykırı gıda satışına göz yumulmamalıdır. Tüketicilerin evrensel haklarından birisi de bilgi edinme hakkıdır. Bakanlık bilgi edinme yasası gereği bu tür bilgileri bizimle paylaşması yasal zorunluluktur. Sahtekarları korumak için yasa gerekçesini öne süren bakanlık, benzer yasal gerekçe ile bu tür bilgileri tüketici örgütlerinden saklamamalıdır.”

3 Ağustos 2010 Salı

Bilinçli alışveriş hiç de zor değil

Tüketim toplumunda insanların en çok zaman ayırdığı faaliyetlerinden biri de alış veriş yapmaktır. Günümüzde çok geniş mecralara taşınan alış veriş özellikle bayanların en önemli sorunlarından biridir.

Alış verişte bir çok defa kaliteden ve işlevden çok markaya bakılır. Hatta bazen işe yaramaz bir şey indirimde diye alınır. İşte bu tür durumlarda zarar etmeyip, bilinçli bir alış veriş yapmak isteyenler için bir kaç önemli tavsiye... Alışverişte bilgi, davranış ve zaman, para kadar önemli. Aç, yorgun, hasta veya keyifsizken alışverişe çıkmayın. Ürünün markasına değil, kalite ve işlevine para ödeyin. Aldığınız ürünün hatalı veya arızalı çıkması durumunda şikayetçi olmaktan çekinmeyin yani kötü malı kesinlikle sineye çekmeyin.
Bilinçli alışverişin planlama, alışveriş yapma ve değerlendirme olmak üzere 3 aşamada gerçekleştirilmesi gerekiyor. Alış verişte istek ve ihtiyaçlar arasında seçim yapılmalı, öncelikli olanlar belirlenmelidir. Satın alınacak malın kullanım yerine göre hangi kalitede uygun olduğu, piyasadaki çeşitler, kullanım ve bakım özellikleri hakkında bilgi edinilmelidir. Alışverişte bilgi, davranış ve zaman, para kadar önemli bir unsurdur. Alışveriş için uygun zaman belirlenmeli, mümkünse çarşı ve dükkanların tenha olduğu zamanlarda alışveriş yapılmalıdır. Alışveriş öncesi alınacakların listesi hazırlanmalı, liste hangi ürünlerden ne miktarda alınacağını göstermelidir. Böylece unutma ve plan dışı satın alma önlenebilir.

Satın alma kararı vermeden önce

İlk adımda günlük, haftalık, aylık satın alınacak besinleri belirleyin. Kuru besinler (un, bulgur, pirinç, makarna, nohut, mercimek, şeker vb.); kapalı teneke, şişe veya kutularda satılan yemeklik margarin ve sıvı yağ, zeytin ve salçayı aylık olarak satın alın. Et haftalık veya günlük alınabilir ancak haftalık alınırsa buzlukta dondurarak veya kavurarak saklayın. Ekmek veya sütü günlük satın alın, eğer süt haftalık alınacaksa yoğurt yaparak buzdolabında saklayın. Aylık satın alınacak besinlere karar verdikten sonra haftalık satın alınacaklar için beslenmeye yeter miktarda para ayırınız ve satın alınan malın maliyetini yükseltmesi nedeniyle veresiye alışveriş yapmaktan sakınınız. Çünkü sonuçta alınanlar aynı miktar gelirle ödenecektir.
Gerçekçi bir planlama yapabilmek için piyasada bulunan yiyeceklerin fiyat ve kalitesini değişik yerlerden kontrol edin. Semt pazarları genellikle manav ve bakkallardan daha ucuzdur. Aylık alınacak besinleri ise tüketim kooperatifleri gibi daha az karla satış yapan yerlerden alın.
Paketlenmiş besin satın alırken dikkatli olun. Çünkü; verilen paranın bir bölümü kullanılan ambalaja gider. Paketlenmiş yiyecek ve içeceklerden en çok satın aldığımız konserve, süt, meyve suları, bisküvi vb. meyve esansları, besin boyaları ve katkı maddeleri eklenerek hazırlanmış maddelerdir. Bunların hepsinin tabii ve taze olanları daha ucuz ve daha besleyicidir.
Paketin veya ambalajın delik, hasarlı olmamasına ve son kullanma tarihine dikkat ederek alın. Konserve ve süt kutularında yarık, çatlak, kapaklarda bombe (dışa dönüklük) olmamalıdır. Özellikle pastörize sütlerde şişenin üstündeki tarih bir günü, uzun ömürlü sütlerde bir ayı geçmemiş olmalıdır.
Satın alınan besinlerin kalitelerine dikkat edin. Kuru fasulye, nohut, mercimek, un, bulgur ve pirincin taşlı, topraklı, böceklenmiş ve küflenmiş olmamasına dikkat edin.
Meyvelerin iri ve gösterişli olanlarını değil, düzgün, çürüksüz, pörsümemiş sulu ve lezzetli olanlarını seçin. Örneğin; iri, gösterişli starking elmanın içi unlandığından, küçük Amasya elmasından daha lezzetsizdir. Portakalın kabuğu ince olanını, mandalinanın çekirdeksiz olanını seçin.
Yeşil yapraklı sebzelerin yaprağı bol ve yeşil olanları, patatesin yeşillenmemiş ve çillenmemiş olanları iyidir. Yeşil fasulyenin kırıldığında gevrek ve kılçıksız olanını seçin.
Yumurtanın en kalitelisi taze ve iri olanıdır. Yumurtanın sarısının koyu ve açık sarı olması besin değerini fazla etkilemez; taze yumurtanın hava boşluğu çok küçüktür, ele alınınca hafif değildir ve sallanırken ses gelmez.
Balığın iri veya küçük olması besin değerini etkilemez, taze olması önemlidir. Taze balığın solungaçları kırmızı, pulları yapışık, görünüşü diridir ve hoş olmayan bir kokusu yoktur.
Etin yağsız olanının besleyici değeri daha yüksektir. Süt kuzusunun etinin önemli bölümü sudur. Kahvaltılık margarinlerin su oranı da yemeklik margarinden daha yüksektir.
Saklama imkanı yoksa israfı azaltmak için gerektiğinden çok besin almayınız.


Kötü malı sineye çekmeyin

Alış veriş esnasında bazı kuralları dikkate almak yetmiyor. Alışveriş sonrası için de bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. İşte onlardan bir kaçı:
* Aldığınız ürünün kullanma ve bakım talimatını mutlaka okuyun.
* Alışveriş sırasında verilen makbuz, fatura ve garanti belgelerini saklayın.
* Aldığınız ürün hatalı veya arızalı ise ilk olarak satın aldığınız yere başvurun.
* Şikayetçi olmaktan çekinmeyin, sonuca ulaşmada kararlı olun ve hemen pes etmeyin, kötü malı sineye çekmeyin.


Alışveriş sırasında dikkat edilmesi gerekenler

Alışverişe giderken mutlaka nelerin satın alınacağını gösteren bir liste yapınız. Ancak listede bulunan bir yiyecek o hafta pazara az gelmişse fiyatı yüksek olabilir. O zaman onun yerine geçebilen başka bir yiyecek satın alın. Mevsimlik sebze ve meyveler turfanda olanından daha ucuz, daha lezzetli ye daha besleyicidir. Her mevsim pazarda en bol bulunan sebze ve meyvelerden satın alınırsa daha az parayla daha dengeli beslenme sağlanmış olur.


Sorun olursa nereye başvurmalı?

* Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri: 80 il merkezinde Sanayi ve Ticaret İI Müdürlükleri ilçelerde kaymakamlıklar bünyesinde faaliyettedir.
* İllerde Sanayi ve Ticaret Müdürlükleri
* T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı. Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü
* Tüketici Sorunlarına bakmakla görevli Asliye Hukuk veya Ticaret Mahkemeleri
* Tüketicinin korunmasına yönelik faaliyet gösteren dernek veya vakıflar

Faturayı görünce şaşırmayın



Cep telefonları arasında e-mail, SMS, MMS ve bluetooth yoluyla bulaşan cep telefonu virüslerinin, kullanıcının bilgisi dışında uluslararası aramalar yaparak yüksek bedelli faturalara neden olabileceği bildirildi.

Kaspersky Lab Türkiye Genel Müdürü Murat Göçe, AA muhabirine mobil telefon güvenliği üzerine yaptığı açıklamada, mobil telefonların kullanımının artmasıyla hackerların ilgisinin de mobil dünyaya çevrildiğini anlattı.

Bilgisayar virüslerinin sayısının yarım milyar, mobil virüs sayısının da bin 227 dolayında olduğunu anlatan Göçe, bu virüslerin her geçen yıl katlanarak arttığını ifade etti.

''Akıllı telefon'' da denilen işletim sistemine sahip telefonlar arasında mobil virüslerin daha hızlı yayıldığını belirten Göçe, bu virüslerin e-mail, SMS, MMS ve bluetooh aracılığıyla yayılabildiğine işaret etti.

Göçe, cep telefonu virüslerinin yaratabileceği etkilere ilişkin şöyle konuştu:

''Cep telefonları arasında yayılan virüsler, bedeli yüksek mesajları çeşitli numaralara yollayabiliyor. Kullanıcının haberi olmadan günde 10 tane uluslararası telefon numarası arayarak bedeli yüksek faturalara neden olabiliyor. Diğer yandan bu durum aynen kişisel bilgisayarlardaki gibi cep telefonu üzerinden yasal olmayan işlemlerin yapılmasını da gündeme getirebiliyor.

Bazı virüsler, telefondaki tüm bilgileri silebiliyor, telefonu kilitleyebiliyor ya da telefona kaydedilmiş gizli bilgileri başkasına mesaj şeklinde yollayabiliyor.

Yaygın mobil telefon kullanımıyla banka şifresi gibi gizli bilgilerin cep telefonunda sakladığı göz önüne alındığında, bu durumun yaratabileceği riskler tahmin edilebilir.

Tüm bunların yanında bazı virüsler de cep telefonlarında masum ama istenmeyen bir takım şekillerin çıkmasına neden oluyor.''

-ÖNLEMLER NELER?-

Kullanıcıların cep telefonu virüslerine karşı bilgili olması gerektiğini belirten Göçe, alınması gereken önlemleri şöyle anlattı:

''Virüslerden korunmada, cep telefonunda bluetoothun sürekli açık olmaması çok önemli. Bluetooth şifrelerinin de kimsenin tahmin edemeyeceği özellikte olması gerekiyor. 3G uygulaması bulunan çok gelişmiş bir telefonla bilinmeyen internet sitelerine gidilmemeli ve telefonlara bir yükleme bildirimi gelmişse güvenliğinden emin olmadan bu yükleme yapılmamalı.

Virüslerin en çok bulunduğu yerler, herkesin her an kullanmına açık siteler. Virüsler de kullanıcıların her gün rahatlıkla kullandığı bilinen adreslerden bulaşıyor. Dolayısıyla güvenli olmayan mobil telefona yazılım yükleme taleplerinin hiç birini yanıtlamamak gerekiyor.''

Göçe, cep telefonları aracılığıyla internet kullananların telefonlarında iyi birer antivirüs yazılımını mutlaka bulundurmaları gerektiğini de bildirdi.

Göçe, Karlspersky'nin cep telefonu virüslerine ve cep telefonunun çalınması durumunda telefondaki tüm bilgilerin korunduğu kimi yazılımlar geliştirdiğini de sözlerine ekledi.

AA

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Kalitesiz ve Güvensiz Ürünlere Karşı Yoğun Denetim

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, piyasa denetim ve gözetim faaliyetleri sonucunda 77 ürünün toplatılmasıyla ilgili bilgi verirken, ürünlerin büyük ölçüde tekstil ürünleri olduğunu ifade ederek, kanserojen özellikli bu ürünlerin menşeinin Çin ve Tayvan olduğunu belirtti. Bakan Ergün, İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü'nün Genel Kurul toplantısına girişi sırasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Piyasa denetim ve gözetim çalışmalarının bakanlığın en önemli çalışma alanlarından birini oluşturduğunu ifade eden Ergün, bu kapsamda hem standart dışı hem de tüketici haklarını ihlal eden ürünlerin denetiminin yapıldığını söyledi.
Ergün, bu denetimler kapsamında özellikle ithal ürünlerde azo-boyar maddenin kullandığı bir takım ürünlerin bulunduğunu, tekstil ürünlerinin de bunların önemli bir bölümünü oluşturduğunu anlattı.

Bakan Ergün, denetimlerde maddi cezaların da söz konusu olduğunu, en önemli yaptırımlardan birinin de malların toplatılması ve piyasaya sunulmasının önüne geçilmesi olduğunu ifade etti.

Ergün, bundan sonra piyasa denetim ve gözetimiyle ilgili sonuçların bakanlığın internet sitesinde her ay periyodik olarak yayımlanacağını da kaydetti.

(77 ÜRÜNÜN TOPLATILMASI) BÜYÜK ÖLÇÜDE TEKSTİL ÜRÜNLERİ. ÜRÜNLERİN MENŞE ÇİN VE TAYVAN''

Toplantılın ürünlerin menşeine yönelik soru üzerine de Ergün, bunların Çin ve Tayvan ürünleri olduğunu belirtti.
Ürünlerin Avrupa pazarları üzerinden veya daha farklı kanallarla Türkiye'ye girebildiğini ve üzerlerine bir şekilde CE Belgesi'nin konulduğunu anlatan Ergün, söz konusu ürünlerin ancak denetimlerle tespit edilebildiğini ve bu yüzden denetimleri artırarak özel ekipler kurduklarını ifade etti.

Bakan Ergün, toplatılan ürünlerin türüne ilişkin soruya karşılık da ''Tekstil ürünleri var. Kasketten deri cekete varana kadar birçok ürün var'' dedi.

Ergün, başka bir soru üzerine de söz konusu ürünlerin kanserojen özellikli olduğunu söyledi.

Konuya ilişkin bilgi veren Bakan Ergün, ''Bir takım çocuk oyuncaklarında da var mesela. Çocuk oyuncaklarında bakıyorsunuz, çocuklar ne yaparsanız yapın bu oyuncakları ağzına sokarlar. Oyuncağı ısırmak, oynarken bunları yapmak, çocukların doğal olarak yaptıkları işler. Ama bu ürünlerde bu tür maddeler olduğunda bu çocuklar için de son derece zararlı olduğunu görebiliyoruz. O yüzden bu konuda denetimleri yoğunlaştırmış bulunuyoruz'' diye konuştu.

Kaynak: sanayi.gov.tr

Edebiyle ticaret ya da 'fair trade'


Sporda, "Fair Play"i biliriz, duyarız da gördüğümüz pek söylenemez.
Kelime , kelime tercüme edeceksek meali, "Adil oyun" demek olsa da gelin biz bu cümleyi , "adam gibi oynamak" şeklinde çevirelim ve her tür spor dalında daha çok adam gibi oynayan sporcular göreceğimizi umalım.
Yeni akım, "Fair Trade !".
Bir'e bir tercümesi ile, "Adil Ticaret !".
Piyasa dili ile, "Ticareti edebiyle yapmak" manasında bir cümle.
Fair Trade , "İnsan emeği sömürüsüne hayır" düşüncesinden yola çıkılarak Seksenli yılların başlarında oluşan ancak, sonlarına doğru uygulama alanı bulan, çevreye, sosyal dengeye, tarımsal ürünlerde aşırı tüketime, çocuk işçi çalıştırılmamasına, çalışanların emeğine saygı duyulmasına, hammadde kaynaklarının korunmasına hassasiyet gösteren bir uluslararası kuruluş. Açık ismi "Fairtrade Labelling Organisation, İnternational" (FLO) olan bu kurumun bir özel tanıtım etiketi var.
Dünya ticaretinde önemli yer tutan muz, kakao, kahve, pamuk, şeker kamışı, şeker, çay gibi ürünlerin tarımını yapan ülkelerin ve bu ürünlerin tarımında çalışan insanları sömürü düzeninden uzak tutmak gibi ulvi bir amaca hizmet ediyor.

Son 10 yıldır giderek yayılan "Fair Trade" türündeki ticaretin günümüzde dünya genelinde 60 ülkede 20 ürün gurubunda, 827 üretici örgütü var. 1.2 milyon üzerinde çalışan sayısı, aileleri ile birlikte 5 milyon nüfusa ekmek kapısı olurken 2009 yılı cirosunun 3.4 milyar Euro olduğu söyleniyor. Bu cironun yarısı Avrupa da gerçekleştirilirken, en yaygın olarak kullanıldığı ülke İngiltere.
Daha çok az gelişmiş ülkelerdeki emek gücünü değerlendirmek ama değerlendirirken tüm sosyal ve insani haklara uyarak, çocuk işçi çalıştırmayı engellemek çabaları içerisinde fair trade lisanslı 2849 firma kayıtlı.
Temelinde tarihimizin derinliklerinde kalan lonca dönemi kültürü ve ahilik geleneğine hayli benzer bir yapısı var bu yeni ticari akımın.
Adil ticarette ana amaç bir ticari ürünün üretiminin her aşamasında yer alan çalışanların haklarını korumaya yönelik geniş bir ticaret yapısı barındırıyor.
Bir ürün üretiliyorsa, çalışanları tüm sosyal ve insani haklarının karşılığını sonuna kadar alıyor, iyi besleniyor, giyimine destek olunuyor, işe gidip gelmesine yardımcı olunuyor, maaşları, varsa primleri, ikramiyeleri, sosyal hakları ve vergileri zamanında ödeniyor. Bir ürünün üretim, satış, dağıtım sırasında, özetle hemen her aşamasında muntazam bir zincirde bu mekanizma kusursuz işliyor ve emeğin yanı sıra çevreye, doğaya, hammadde kaynaklarına duyarlılık gösteriliyor ve bu kusursuzluğun adı da fair trade yani, adil ticaret oluyor.
Örneğin, Burkina–Faso'da bu standartta üretilen pamuk, Türkiye de Fair Trade etiketi olan bir iplik fabrikasına geliyor ve orada iplik oluyor. O ipliği yine aynı etikete sahip olan bir konfeksiyon ihracatçısı firma alarak konfeksiyon haline getiriyor ve fair trade etiketli bir nakliyeci ile İtalya'da fair trade etiketli ürün satma yetkisi olan bir firmaya ihraç ediyor ve o firmadan fair trade hassasiyetindeki tüketiciler tarafından satın alınıyor, böylece zincir tamamlanıyor.

Dünyada bu zincirin tümünü denetleyen 19 firma var. İnceliyorlar, araştırıyorlar, değerlendiriyorlar, ve "Fair Trade" yetkisinde etiket veriyorlar. Böylece o ürün üretiminin ilk aşamasından tüketicinin önüne gelene kadar belli bir zincirde denetlenmiş oluyor.
"Fair Trade etiketli ürün benzerlerinden kalite olarak daha mı üstün" diye soranlarınız olursa cevabım "hayır değil" olacak.
Çünkü , Fair Trade'in önceliği kalite değil, insan emeğine,, doğaya, çevreye değer veren aşırı tüketime ve sömürüye "hayır" diyen bir aktivitedir.
Ancaaaak ! ,
Kalitesi nasıl olursa olsun, fiyatı benzerlerinden çok daha yüksektir.
Fiyatı farklı kılan faktörlerin, kalite değil, çevreye, doğaya, insan haklarına, emeğine ve sosyal haklarına gösterilen hassasiyet ve yardım duygusu olduğu muhakkak ve tabii din öğesi de ön planda.
O ürünü benzerlerine rağmen daha fazla bedel ödeyerek alan kimse , "çevreyi korudum, düşküne yardım ettim" düşüncesiyle bir psikolojik rahatlama ve bir manevi haz duymakta.
Amerika da ve Avrupa da büyük zincir mağazalarda ve mall'larda "fair trade" özel köşeleri giderek yaygınlaşıyor. Whollfoods , Farmers Market, Starbucks, Carrefour, Sainsbury, Tesco önde gelen satış merkezleri. FLO İnternet ortamında da giderek büyüyen bir pazara sahip.
10 yıl öncesinde dünya genelinde sadece 150 bin dolar olan cirosunun günümüzde 3.4 milyar euro'ya ulaşmış olması da bunun kanıtı.

Biliyorum merak ediyorsunuz.
"Bizdeki durum nedir ?" diye sorgulamaktasınız.
Hemen söyleyeyim. Türk firmaları bu konuyu 3 -4 sene önce fark ettiler.
Günümüzde 16 Türk firması FLO sertifikasına sahip . İlk FLO etiketini 2006 yılında Topkapı İplik aldı ve onu Ekoten , Zorluteks , Ataç/Anteks , Arma Pamuk, Taha Tekstil, Alpin Çorap , Öğretmen Çorap gibi firmalar ve diğerleri takip etti.
16 firmamız, "Fair Trade " zincirinin bir parçası olarak , "Fair Trade duyarlılığında" üretiyorlar, o etiketle ihraç ediyorlar ve karşılığını alıyorlar.
Bir ince ayrıntı olarak sizlere, Türkiye deki "Fair Trade" etiketli firmalar sadece ihracat için çalıştıkları bilgisini vermeliyim.
Oysa , Türk insanının yardımsever yaklaşımlarda gönlü boldur.
Boldur ama, henüz alış veriş merkezlerimizde "Fair Trade" etiketli ürün satan köşeler göremiyorum.
Bizde henüz Starbucks'ta bir kahve çeşidi dışında böyle bir bilinç ve çaba yok.
Daha doğrusu, "Adil Ticaret"in ne olduğunu bilen yok. Umarım, ihracatçılarımızın gösterdikleri bu hassasiyeti, kısa sürede alış veriş merkezlerimiz de, tüketicilerimiz de göstereceklerdir.


Şevket Sürek - Referans Gazetesi

BİM'in Kalite Güvencesi


BİM kalite güvencesini sitesinde bakın nasıl anlatıyor.
  1. Uyguladığımız koşulsuz iade garantisi politikasıyla müşterilerimizin menfaatini en üst düzeyde tutmaktayız. Aldığınız bir ürünü hiçbir neden belirtmeden ve zaman kısıtlaması olmadan fişiniz ve kredi kartı slipiniz ile birlikte iade edebilirsiniz.
  2. “Kalitemiz güvencemiz altındadır” logomuz kuruluşumuzdan bu yana düsturumuz olmuştur.
  3. BİM olarak mağazalarımızda satılan ürünlerin fiyatlarına olduğu kadar kalitelerine de özel önem vermekteyiz. Satın alma bölümümüz her bir ürünün kalitesini ve uygunluğunu test ederek satışa sunulmasını sağlamaktadır. Satış aşamasında da ürünlerin kalitesi düzenli olarak kontrol edilmektedir.
  4. BİM olarak sattığımız ürünlerin, güvenlik açısından en az ilgili mevzuatlardaki resmi standartlara uygunluğunu garanti eder ve bunun için tüm sorumluluğu üstleniriz. Bu sorumluluğun gereği olarak tedarikçilerimizden müşterilerimize kadar iyi bir iletişim zinciri kurarak ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi’ni esas almaktayız.
  5. Ürün portföyümüzün kalite kontrolünü denetlemek için, Türk Kalite Kontrol Laboratuarı ve TÜBİTAK Araştırma Enstitüsü ile koordinasyon halinde çalışmaktayız. TÜBİTAK, BİM’de satılan ürünler üzerinde kimyasal ve biyolojik testler yapmakta ve üretim yerlerini detaylı kalite kontrolünden geçirmektedir.
  6. Müşterilerimizin ihtiyaçlarını tam ve sürekli olarak karşılayabilecek güvenilir ürünleri en ekonomik biçimde ve zamanında sağlamayı görev edinen BİM, gıda güvenliği konusunda da sürekli iyileştirme yapmayı şirket politikası olarak benimsenmiştir.
Gerçekten de son derece disiplinli bir kuruluş. Koşulsuz iade garantisi mükemmel işliyor. Örneğin aldığım bebek arabasını eve götürdüm. Kutusundan çıkarıp, kurdum. Fiyatına göre güzel bir üründü ama geniş kesimlere hitap edebilmek adına orta sınıf bir bebek arabası olduğuna kanaat getirdim. En iyisi bu ürünü iade edeyim de, biraz daha kaliteli bir ürün alayım dedim. Hiç itiraz etmediler. Tebrikler doğrusu.

Et alırken nelere dikkat etmeliyiz?


Beslenmede büyük önem taşıyan kırmızı et ve kanatlı eti sağlıklı yetiştirilmiş hayvanlardan elde edilmez, asgari teknik ve hijyenik şartlara sahip mezbahalarda kesilmez  ve uygun muhafaza koşulları sağlanmaz ise insan sağlığı açısından potansiyel tehlikeler oluşturabilirler. Bugün dünyada meydana gelen gıda kaynaklı sağlık sorunları içerisinde et ve et ürünleri ilk sırada gelmektedir.

Kırmızı et ve kanatlı etinden kaynaklanan sağlık problemlerinin; üretim, işleme, muhafaza, taşıma, pazarlama ve tüketim zincirindeki yetersiz ve bilinçsiz uygulamalara bağlı olduğu belirtilmektedir. Tüketim alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak kırmızı ve kanatlı etlerinin satış şekillerinde değişiklik olmuştur. Kırmızı etler market ve kasaplarda bütün, yarım ve çeyrek karkas şeklinde satıldığı gibi parçalanmış olarak, reyonlarda, bonfile, sırt (kemiksiz) but-kol (kemiksiz), rosto, nuar, kemikli pirzola, kıymalık ve incik gibi parça formlarında da satışa sunulmaktadır. Kanatlı etleri ise dökme (paketsiz) karkas veya göğüs, but ve kanat şeklinde satıldığı gibi paketli olarak da aynı formlarda satılmaktadır. Ayrıca karkaslar polietilen torbalar içinde dondurulmuş olarak da satılmaktadır.  Değişik formlarda marketlerde ve kasaplarda satılan kırmızı ve kanatlı etlerini satın alırken aşağıda yer alan önerilere dikkat edilmesinde yarar bulunmaktadır.
Kırmızı etler eğer tam karkas veya yarım karkas halinde ise etlerin üzerinde yasal damgaların bulunması
Taze olarak satışa sunulan kırmızı etlerin canlı ve parlak kırmızı renkte, tavuk etlerinin ise canlı, diri, parlak ve gri beyaz renklerde olması 
Doğal renklerinin dışında aşırı sarı, yeşil ve benzeri  renklerde etlerin satın alınmaması
Kanatlı ve kırmızı etlerin yüzey kısımlarında aşırı bir ıslaklık ve yapışkanlığın bulunmaması
Kırmızı ve tavuk etlerinin dış yüzeylerinde dışkı içeriklerinin veya çevresel etkenlere bağlı kirlerin bulunmaması
Uzun süreli muhafazalara bağlı olarak etlerin yüzey kısımlarının rutubetini kaybetmesi ve kurumasına bağlı olarak, donuk ve koyu kahve veya kararmış etlerin alınmaması
Parça formlarda kaplar içerisinde satılan kırmızı ve beyaz etler, kap içerisinde fazla miktarda kanlı sıvı toplanmış ise satın alınmaması
Etlerin kendilerine özgü kokusunun dışında ağırlaşmış kötü bir koku, ilaç kokusu veya dezenfektan kokusu bulunma durumunda satın alınmaması
Reyonlarda satılan kırmızı ve tavuk etlerinden hazırlanmış hazır kıymaların mümkünse alınmamasına, zorunlu alınması gereken durumlarda veteriner hekim çalışan  yerlerden alınmasına
Aşırı yumuşamış ve ezilmiş kırmızı ve kanatlı etlerinin alınmaması
Donmuş olarak satın alınacak kırmızı ve kanatlı etlerinin üzerindeki son kullanma tarihine dikkat edilmesi ve ayrıca çözünmüş, yumuşamış ürünlerin alınmaması
Donmuş olarak satın alınacak etler üzerinde bölgesel renk değişikliği olmaması
Et satış reyonlarındaki muhafaza dolaplarının çalışır vaziyette olmalarına ve özellikle soğutulmuş taze et satan reyonların sıcaklıklarının 4°C’nin üzerinde olmamasına, donmuş ürün satılan dolapların ise -18 °C’nin altında olmamasına
Reyonlarda kırmızı et, sakatat ve kanatlı eti satış bölümleri ve satış personeli ayrı olan işletmelerden alış-veriş yapılması
Hazır paket olarak satılan kırmızı ve kanatlı etlerinin paketler üzerindeki son kullanma tarihlerinin geçmemiş olmasına
Vakum paket olarak satılan kırmızı ve tavuk et ve ürünlerinin vakumlarının bozulmamış olması
Firma etiketi olmayan paketsiz formdaki ürünlerin alınmamasına
Et satış reyonları temiz, düzenli olan ve çalışan personelin bakımlı ve temizlik kurallarına uygun davranan yerlerden alış-veriş yapılması
Satış reyonlarında et ve ürünlerinden başka gıda ve diğer maddelerin bulunmaması
Tüketicilerin alış veriş sırasında et ihtiyaçlarını en son aşamada alınması
Reyonlardan satın alınan etlerin mümkün olduğunca kısa sürede eve getirilmesi ve buzdolabında muhafazaya alınması
Günlük ihtiyaçtan fazla alınan etlerin, tek seferde tüketilebilecek porsiyonlara bölünerek evlerde derin dondurucularda muhafaza edilmesi
Donmuş etlerin çözündürüldükten sonra tekrar dondurulmaması

Tüketicilere Ramazan alışverişi uyarısı


TÜKODER Erzurum Şube Başkanı Gamze İspirli, ramazan ayı öncesi tüketicilere uyarılarda bulanarak, tüketicinin fahiş fiyatlar konusunda mağdur olmaması için piyasa araştırması yapmasının önemine değindi.

İspirli, ramazan ayı öncesi tüketicilere uyarılarda bulanarak, “Öncelikle gerçek gereksinimlerinizi belirleyin. Bu gereksinimleri en önemliden en önemsize doğru sıralamalıyız. Satın alınacaklarımızın çeşit, fiyat, kalite gibi özellikleri hakkında ön araştırma yapmalı, alışveriş yapacağımız bütçemizi gözden geçirmeliyiz. İhtiyacımız olan ürünü talebin en az olduğu dönemlerde almaya dikkat etmeliyiz. Alışveriş sırasında mutlaka fiş yada fatura almalıyız ki ayıplı çıkan mal veya hizmete karşı hakkımızı arayabilelim. Alışveriş için en uygun zamanı belirleyerek gün içinde en tenha saatleri tercih etmeli, ay başı yerine ay sonunda alışveriş yapmaya özen göstermeliyiz” dedi.

ALIŞVERİŞE AÇ VE YORGUN ÇIKMAYIN

Alışverişe yorgun ve aç çıkılmaması gerektiğini belirten İspirli, “Aç olarak alışverişe çıkan kişi ihtiyacından daha fazlasını satın almaya meyillidir. Yorgun olan kişinin ise ürünler arasında karşılaştırma bile yapamadığı için, bilinçli bir alışveriş yapma ihtimali son derece azdır. Alışverişe mutlaka liste hazırlayıp çıkınız. Alışverişinizi, geriye dönmeden hafif ürünleri önce, ağır ürünleri ise en sona bırakacak şekilde planlayınız. Alışveriş sırasında kredi kartı kullanılacaksa, mutlaka ayın başında harcama tutarının hepsini birden ödeyip ödeyemeyeceğine dikkat ediniz. Alışverişinizi makul ölçüde çeşit bulunan market, mağaza ve pazarlardan yaparak 'seçme hakkı'nızı rahatça kullanmaya dikkat ediniz” diye konuştu.

GIDA TERÖRÜ YAŞANMASIN

Her Ramazan ayı öncesinde Türkiye'de gıda terörü yaşandığına dikkat çeken İspirli, "Tüketici tüm işlenmiş tarım ürünlerini mutlaka kapalı ve kapalı bir biçimde alması gerekir. Bu dönemde sahtecilik ve kaçakçılık alabildiğine ilerliyor. Tüketici tarafından üretimin izinli olup olmadığı sorgulanmalıdır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından üretim izninin olup olmadığı sorgulanmalıdır. Son kullanma tarihine bakılmalıdır. Et tanıdık kasaptan alınmalı ve mührüne dikkat edilmeli. Meyve ve sebzeleri ise mevsimine göre tüketmek gerekir" dedi.


Kaynak: erzurumgazetesi.com.tr

Servislere paranızı kaptırmayın!


Birçok yetkili servis rayiç bedelin üstünde ücret alıyor. Bu oyunlara gelmeyin!

Otomobillerin belli bir kilometre veya belli bir yılda periyodik bakımları yapılıyor. Otomobillerin garanti dışında kalmaması için yetkili servislerde yapılan bakımlar sanayideki bir tamircinin alacağı ücretin neredeyse 2 katı oluyor.
Ancak yetkili servise gitmeden önce çevrenizdeki diğer servisleri arayıp fiyat bilgisi alın. Genellikle yetkili servisler fiyatlarda değişikliğe gidebiliyor. Örneğin bir markanın birçok yetkili servisinin 90 bin bakımına istediği 860 TL'lik bakımı siz araştırdığınızda bir başka yetkili servise 507 TL'ye yaptırabilirsiniz. Aracın değişen parçaları, işçilik diğer yüksek tarife uygulayan servisle aynı. Ayrıca servisten çıkarken araçtan sökülen parçaları almayı unutmayın! Kutularını kontrol ederek orjinal mi? Yoksa yan sanayi ürün mü? kullanıldığını anlayabilirsiniz.

NASIL ŞİKAYET EDİLECEK?
Fiyat uçurumlarının olduğu servisleri şikayet etmek için araca uygulanacak bakım kalemlerinin listesini ve ücret tarifelerini faks çekmelerini isteyin. Fiyat uçurumu olan ve fiyatı düşük olan servislerin tarifelerini aracın fabrikasına fakslarsanız fabrikada karşılaştırılacak, şikayetiniz kabul edilecek ve haksız fiyat uygulayan servis fabrika tarafından para cezasına verilecektir.

1 Ağustos 2010 Pazar

Tavuklar stresten arınıp doğal beslendi organik yumurta 75 milyon dolar çekti


 
Yılda 13.8 milyar adet yumurtanın tüketildiği Türkiye’de, doğal beslenip serbest ortamlarda stresten arınan tavukların yumurtası, pazarda yüzde 5’e ulaştı.

Yıllık üretimin 345 milyon adede, yıllık pazar hacminin de 75 milyon dolara ulaştığı organik yumurtada, üretici firma sayısının hızla artması, rekabetin de fiyatlarda yoğunlaşmasını sağlıyor.

Yıllık hacmi 1.5 milyar dolara ulaşan yumurta pazarı, organik üretime geçişle birlikte stresten uzak, özgür ortamlarda yetiştirilen tavuklar sayesinde hızla büyüme eğilimine girdi. Kümes içinde kafeste tutulmayan, açık ortamda serbesçe dolaşabilen, sertifikalı organik yemlerle beslenip, stresten uzak tutulan tavuklardan elde edilen organik yumurtaların normaline oranla iki kat fiyata satılmasına rağmen, toplam pazardan aldığı pay yüzde 5’lere ulaştı.

345 milyon adet

Yılık 345 milyon adet üretimle, 75 milyon dolarlık hacme ulaşan organik yumurtaları ağırlıklı olarak, katı besine geçen çocuklar, yeni doğum yapan anneler, hamileler ve yaşlılar tüketiyor. Buna da, organik yumurtaların normal yumurtalara oranla 2 kat fazla omega 3, üç kat fazla D ve E vitamini, 7 kat fazla beta karoten (Hücrelerin dayanıklılığını artırıp, bağışıklık sistemini güçlendiren provitamin A) içermesi, kolestrol ve doymuş yağ oranının düşük olması etkili oluyor.

Fiyat iniyor, üretici artıyor

Arkadaşımız Cansu Mansur’un yaptığı araştırmaya göre, normal yumurtalara oranla ortalama 2 kat daha pahalı olan organikler, satışlarının hızla artması, üreticilerin de iştahını kabartıyor. Buna da son dönemde bir çok ürünün genetiğiyle oynanmasıyla tedirginlik yaşayan tüketicilerin giderek bilinçlenmesi neden oluyor. Talep, bir yandan fiyatlarda gerilemeye yol açarken diğer yandan da üretici firma sayısının hızla artmasını sağlıyor. Organik yumurtda Keskinoğlu, Dimetta, Flotty, Gürsel Karlı, Itır, City Farm, Kor Yumurta, Yeşil Küre, Yarışkaşı Organik Çiftliği gibi firmalar ön plana çıkıyor.

Mutlu tavuk yumurtası

Mutlu tavuk yumurtası olarak da adlandırılan organik yumurtada üretim, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 2005 yılında yayınladığı Organik Tarım Yönetmeliği’ne uygun olarak gerçekleştiriliyor. Bunna göre, 45-50 bin tavuk kapasiteli kümeslerde sadece 3 bin organik tavuk bulunması gerekiyor. Ayrıca, organik yem kullanma zorunluluğu bulunuyor. Tüm bunlar, konvansiyonel üretime oranla maliyetlerin daha fazla olmasına yol açıyor. Organik yumurta üretiminde, üretimi artıracak müdahalelere de izin verilmiyor. Tavuklara antibiyotik ve kimyasal renklendirici maddelerin verilmesi de engelleniyor. Sağlık kriterleri ön planda tutuluyor. GDO’lu ve kimyasal katkılı yem kullanımına izin verilmiyor.

Nasıl üretiliyor

Barınakları (kümesler) kafes sistemi değil, tavuklar serbest. 500 metrekarelik bir kümeste 3 bin tavuktan fazlası barındırılamıyor.
Yemlerin sertifikalı tamamen organik hammaddeyle hazırlanmış olması gerekiyor.
Tavukların iç ve dış ortamlarda serbestçe dolaşabilmesi gerekiyor. Hareketleri kısıtlanamıyor.
Her bir tavuk için kümes dışında en az 4 metrekarelik gezinti alanı şartı bulunuyor. Hiç bir şekilde stres ortamı istenmiyor.
Kimyasal renklendirici ve antibiyotik uygulaması yapılamıyor.
Aydınlık süresi 16 saati geçmiyor.
Yönetmelikte belirtilen temizlik maddeleri dışında, malzeme kullanılılmasına izin verilmiyor.
Üretimi artırıcı hiçbir müdahale yapılamıyor.

Kişi başına yılda 130 adet yiyoruz
TÜRKİYE’de organik yumurta üretiminin yeni bir alan olmasına rağmen, tüketimi hızla artıyor. Yılda kişi başına 130 yumurtanın tüketildiği Türkiye’de organik yumurtaya olan talep de, Avrupa’yla paralel gelişiyor. Normal yumurtada olduğu gibi organik yumurtada da tüketim, Avrupa ülkelerinin yarısı seviyesinde bulunuyor.

Erkan Çelebi / 01.08.2010 - Hürriyet

Perakende fiyatlarında düşüş


İstanbul'da perakende fiyatlar 2010 yılı Temmuz ayında aylık yüzde 1,83 azalırken, toptan fiyatlar ise yüzde 0,24 oranında artış gösterdi.
İstanbul Ticaret Odası'ndan yapılan açıklamaya göre 2010 yılı Temmuz ayının bir önceki yılın aynı ayı ile mukayesesinde perakende fiyatlar yüzde 7,84, toptan fiyatlar yüzde 9,44 oranında artış kaydetti.

Yirmi dört aylık serilerden oluşan yıllık ortalama artış hesabına göre ise 2010 yılı Temmuz ayında 1995 bazlı Ücretliler Geçinme Endeksi yıllık ortalama yüzde 9,84, Toptan Eşya Fiyatları Endeksi ise yıllık ortalama yüzde 5,66 oranında artış gösterdi.

Kaynak: İHA

Anzer balının kilosuna rekor fiyat


Rize'nin İkizdere ilçesi Anzer Yaylası'nda yetişen ve ismini bulunduğu yayladan alan dünyaca ünlü Anzer balının kilogram fiyatı 550 TL olarak açıklandı.

Anzer Balı Köy Kalkınma Kooperatifi'nce her yıl geleneksel olarak düzenlenen ve bu yıl 7.'si yapılan Anzer Balı Kültür ve Turizm Şenliği, Anzer Yaylası'nda başladı.

Şenliklerde açıklama yapan Anzer Köy Kalkınma Kooperatifi Başkanı Şükrü Çatır, 2009 yılında kilogram fiyatı 500 TL olan Anzer balına 2010 yılında 50 TL zam yaptıklarını ve balın fiyatını 550 TL olarak belirlediklerini söyledi. Havaların iyi seyretmesi nedeniyle yılın ilk balını aldıklarını ifade eden Çatır, "Anzer'de bal sağımına tam olarak 15 Ağustos'ta başlanacak. Hava şartları son derece iyi gidiyor. Bal üreticileri ile görüştük, bu yıl son yılların en verimli sezonunun gerçekleşmesini bekliyoruz. Eğer hava şartları önümüzdeki günlerde de istediğimiz gibi giderse, yaklaşık 700 kilogram bal rekoltesi gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz." dedi.

İLK BAL BAŞBAKAN'A

Kooperatife şu ana kadar 600 kilogram bal talebi geldiğini vurgulayan Çatır, şunları söyledi: ''Bu da talebi karşılayabileceğimizi gösteriyor. Geçen yıllarda balın az olması nedeniyle zorlanıyorduk, talep edenlere yarım kilo hatta 250 gram bal göndermek zorunda kalıyorduk. Öyle ki Sayın Başbakan'ımız, Vali'miz aracılığıyla bizden bal istemişti, ancak elimizde bal kalmadığı için gönderemedik. İlk sağımla birlikte elimizdeki balı Sayın Başbakan'ımıza göndereceğiz. Bu yıl çok sayıda siyasetçi, futbolcudan ve yurt dışından talep var. Bu talebi rahatlıkla karşılayacağımızı düşünüyoruz. Umarım tahlil sonuçları istediğimiz gibi çıkar.''

Çatır, piyasada 'Anzer Balı' adı altında sahte balların bulunduğunu belirterek, vatandaşın satılan bu kaçak ballara karşı duyarlı olmalarını ve gerçek Anzer balı almak isteyenlerin kooperatiflerine müracaatta bulunmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, İkizdere Belediye Başkanı Hasan Kösoğlu, İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Hocaoğlu ve çok sayıda davetlinin katıldığı festival, yapılan birçok etkinlikle devam etti.

Kaynak: dunyabulteni.net

Kredi Borçlularına Kötü Haber

Kredi kartında yeni  mağduriyetlerin önüne geçmek isteyen Üst Kurul'un uzun süredir üzerinde çalıştığı düzenlemeye göre, limiti 10 bin liranın altında bulunanlar için asgari ödeme tutarı yüzde 20, harcama limiti 10 ile 15 bin lira arasında değişen kredi kartı sahiplerinin asgari ödeme miktarı ise yüzde 30 olacak.

Zaman'ın haberine göre, bir yıl içerisinde üç dönem arka arkaya asgari ödeme tutarının altında ödeme yapan vatandaş da artık kredi kartından nakit çekimi yapamayacak. Mart 2010 itibarıyla Türkiye genelindeki 26 milyon kredi kartı müşterisinden 2 milyon 280 bini asgari tutarı ödeyemediği için takip altında bulunuyor.

Nakit çekimine ilişkin düzenleme kurul tarafından tamamlanırken, asgari ödeme tutarlarına ilişkin olarak Merkez Bankası ve Hazine Müsteşarlığı'nın olumlu görüşünün alınması gerekiyor. Bu kapsamda Üst Kurul'un yaptığı düzenleme görüş için ilgili kuruluşlara gönderildi. BDDK'ya yakın Kaynaklar, asgari ödeme uygulamasının hayata geçmesiyle birlikte yeni mağduriyetlerin önüne geçilmesinin hedeflendiğini kaydetti. Mart 2010 tarihi itibarıyla Türkiye genelinde 26 milyon kredi kartı müşterisinden 2 milyon 280 bini asgari tutarı ödeyemediği için takibe düştü. BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, takipteki oranın yüksekliğinin bankacı ve tüketiciden kaynaklanan iki sebebi olduğunu belirterek, "Bankalar çok fazla kredi kartı dağıttı.

Gelir durumunu çok dikkate almadılar, hacim oluşturmaya çalıştılar. Peki tüketicinin hatası nedir? Kredi kartı bir yaşama biçimi değil, ödeme aracı. Ama bazı tüketiciler bunu hayatlarını ikame ettirme aracı diye düşünüyor ve harcamalarını düzenli yapmıyor.'' değerlendirmesinde bulunmuştu. Bankacılık Üst Kurulu'nun verilerine göre takibe düşme oranlarında zirvede yer alan kredi kartları şikâyette de ilk sırada yer alıyor. Geçen yıl kuruma ulaşan 6 bin 329 adet talep ve şikâyet hakkında işlem yapılırken en yoğun başvuru kredi kartlarında yaşandı. Kredi kartlarına ilişkin şikâyetlerin dağılımında, ilk 5 sırada "borcun yeniden yapılandırılması, kredi kartı ücret ve komisyonları, müşteriden habersiz kart tanzimi, kredi kartının bankaca iptal edilmemesi, sigorta sorunları'' yer aldı. Bu arada kart borçlarını yapılandırmak için ödeme seçenekleri hakkında bilgi almak isteyen tüketici, BDDK'nın internet sitesinde 'erişim rekoruna' imza attı. Bir yılda 1 milyon 187 bin kişinin ziyaret ettiği siteye toplam 50 milyon 642 bin erişim gerçekleşti.

Öte yandan bankacılık sektörünü küresel krizin etkilerinden koruyan BDDK, personelini de rahatlatacak önemli bir adım attı. Başkan Tevfik Bilgin tarafından çalışanlara yıllık izinlerini kullanma zorunluluğu getirildi. Başkan yardımcısı ve daire başkanları da dahil olmak üzere 500'ün üzerinde çalışandan birikmiş yıllık izinlerini kullanmaları istendi. Yurtdışında sıkça uygulanan "yıllık izin kullanma zorunluluğu" uygulaması BDDK sayesinde Türkiye'ye taşınmış oldu. Uygulama kriz sebebiyle gece gündüz çalışan BDDK'nın personel ve üst düzey bürokratlarını mutlu ederken, önümüzdeki yıllarda diğer kamu kurumlarının da bu uygulamayı örnek alabileceği belirtiliyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Ücretsiz firma rehberi